Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun bu sene 16.sını düzenlediği Uluslar Arası Karadeniz Tiyatro Festivali geçtiğimiz günlerde şehrin havasını değiştirecek bir mahiyette gerçekleşti. 

Festival kapsamında Haluk Ongan Sahnesi ilk olarak Sivas Devlet Tiyatrosu’nun Kanlı Düğün adlı oyunu için perdelerini açtı. Ama ne açış… 

Sivas Devlet Tiyatrosu Müdürü Murat Gökçer’in de içlerinde olduğu ekip Trabzon’da sanatseverlere unutulmaz bir gece yaşatmanın farkındalığıyla şehirden ayrılırken, Trabzon’un festivaline yakışan bir oyun oldu. Kanlı Düğün’de dikkatimi cezbeden en önemli ayrıntı, ayrıntı kelimesinin bile haznesini zorlayacak kadar fazla nüanslar taşıyan, ‘Her şeyi içinde bulundurma’ haliydi. Yazar Federico Garcıa LORCA’nın eserine Barış Erdenk’in rejisi kadar hakiki bir göz daha bulanır mı artık bilinmez ama eşi Sibel Erdenk’in dans düzeni konusundaki iş birliği takdire şayan. 
Oyunculardan bahsetmemek içten bile değil. Öyle bir oyunculuk izledim ki, sanki tek bir sahnede dünya üzerinde bir insanın yaşayabileceği tüm acıları, aşkları, mutlulukları ,müziği, notanın kalbe bıraktığı nabız bozukluğunu, heyecanı ve daha akla gelemeyecek ama akılda ‘işte buydu’ şeklinde kalacak cinstendi. 1932’de yazılan oyun aşk, özgürlük gibi insan doğasına ait kavramların töreyle, toplumsal kurallarla çatışmasını ve bu çatışmanın neden olduğu yıkımı ele alır. Ve ölüm, bir dilenci kadın kılığında yazgının yolunu çizer.İşte tam bu nokta da oyuncu Filiz Demiralp devreye giriyor. Demiralp, izleyenleri büyüledi bence. Bu konu da sanırım tüm izleyenler benimle hemfikirdir. Çünkü, Demiralp’i kuliste gördüğümde o naif kadının sahnede nasıl bir canavara dönüştüğünün tezahürü yok bende. Anne rolünde izlediğimiz Fulya Ülvan ise gerçek bir anneydi. Evladını kaybeden bir anne mezarı başında ne kadar acı çekebilir diye sorarsanız bir gün, ilk fırsatta Kanlı Düğün’de Ülvan’ı izleyin derim ben. Karısı ve acısı arasında kalan (Leonardo) Ozan Kalkan, mimikleriyle size yapılan işin ciddiyetini saniyesinde aksettiren (Hizmetçi kadın) Filiz Uysal, terk edilen (damat) Ömer Eryiğit ve sahneye parmağının ucu değen tüm oyuncuları anlatılmaz gerçekten yaşanır türdendi. Ama gören göz misali oyunun tüm baskısı ve dinamosu iki erkeğin aşkıyla onurlanan fakat birini sevip onunla kaçan (gelin) Burcu Ongun Altay’dı. Rolünün hakkını vermekte hiç zorlanmayan Altay’a, babası rolündeki Mehmet Demiralp’in ara ara anlatımlarıyla kattığı şiirsellik muazzamdı. Fakat asla pas geçilmeyecek bir şey daha oldu o sahnede; Serap Duran, Coşkun Deniz Arslan, Dursun Erturan, Burak Seçgin, İsmail Öztürk, Serdar Çelik, Şafak Öztürk ve İbrahim Koç’tan oluşan bir orkestrayla oyun kendi doğumunu gerçekleştirdi. 

Her şeyiyle, kötü niyetle bakmadığınız müddetçe mükemmel olan oyunun tüm ekibini ve böyle oyunlarla seyirciyi ayrı dünyalara götürebilmenin gayretinin karşılığını alan Sivas Devlet Tiyatrosu’nu, festival kapsamında en iyi oyunları ayıklama hususunda başarısını bir kez daha kanıtlanmış olan Trabzon Devlet Tiyatrosu’nu tebrik ediyorum. 
unnamed-008.jpg

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.