Konya Bozkır’ın meşhur fıkralarındandır.

2. Dünya Savaşı sırasında jandarmalar yeni çıkan ya da değişen kanunları köylere götürüp, bütün ahaliyi toplayıp okurlarmış.

O yıllarda Bozkır’ın bir dağ köyüne ilk kez “Kanun gelecek” diye bir haber ulaşır.

Kanun ne? Bize ne yapar, acaba döver mi?” diye korkuya kapılan köylüler, bekçiye, “Senin resmi bekçi elbisen var. Sana bir şey yapmaz kanun. Biz dağa kaçıp saklanalım. Sen kanunu karşıla, bir tehlike yoksa bizi çağır” deyip dağa kaçarlar.

Bir süre sonra jandarmalar ellerinde bir kâğıtla gelir ancak köyde bekçiden başka kimse yoktur.

Komutan, “Biz haber göndermedik mi? Köylü niye toplanmadı?” diyerek elindeki kâğıdı gösterir ve “İşte kanun. Bunu kime okuyacağız?” diye bekçiye çıkışır.

Bunun üzerine bekçi, köylülerin saklandıkları dağa doğru koşup yüksek bir yere çıkararak bağırmaya başlar:

Köylüleeer! Korkmayın çıkın gelin. Kanun dedikleri bir kâğıtmış.”

***

Elbette kanun dedikleri bir kâğıttan ibaret ama o kâğıtta ne yazdığı iyi yorumlanıp uygulanamazsa, gerçekten korkutucu oluyor!

Tıpkı dün yazdığımız gibi.

Gözaltında kendisine kötü muamele yapıldığını iddia eden A.B’nin şikâyetini değerlendiren Trabzon Cumhuriyet Savcısı Eşref Aktaş’ın, 667 Sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin (KHK) 9. Maddesinde, Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz” denildiğini vurgulayıp, suçlanan polisler hakkında kovuşturma yapılamayacağına karar verdiğini dün okurlarımıza duyurduk.

Gözaltındaki bir şüpheliye eziyet etmenin ‘polisin görevi’ sayılamayacağını ve bundan dolayı hiçbir kamu görevlisinin dokunulmaz kılınamayacağını savunduk.

Eleştirdiğimiz bu kararın dar ve yanlış bir yorumla alındığını ceza hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen, çok güzel anlattı.

Okuyalım:

“Olağanüstü hal ilanı ile kişi hak ve hürriyetlerinin askıya alındığı ileri sürülse de, Anayasa m.2 ile değiştirilemez şekilde güvence altına alınan “hukuk devleti” ilkesi, “Temel hak ve hürriyetlerinin kullanımının durdurulması” başlıklı Anayasa m.15/2 ve bunun yanında “Olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma” başlıklı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.15/2 yürürlükte ve ayaktadır. Bunların anlamı ise; kısmen veya tamamen durdurmaya veya Anayasada öngörülen güvencelere aykırı şekilde kişi hak ve hürriyetlerine keyfi müdahalelerde bulunulamayacağı, bu keyfiliğe kanun, kanun hükmünde kararname veya alt normlarla izin verilemeyeceği gibi, hiçbir normun bu yönde bir kabule imkân verecek şekilde yorumlanıp uygulanamayacağı, Anayasa m.15/2’ye göre kişinin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağı, kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı ve bunlardan dolayı suçlanamayacağı, suç ve cezaların geçmişe yürütülemeyeceği, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı, İHAS m.15/2’ye göre ise yaşam hakkına, işkence, kötü muamele ve kölelik yasağı ile “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine aykırı tedbir ve kararların alınamayacağı, kanun veya KHK’nın çıkarılamayacağıdır.

667 sayılı KHK’nın “Sorumluluk”  başlıklı 9. maddesine göre; “Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz”.

668 sayılı KHK’nın “Sorumluluk” başlıklı 37. maddesine göre; “15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.”

Bu iki KHK’da kamu görevlileri için öngörülen sorumsuzluk, yani yargı dokunulmazlığı hükümleri, hiçbir şekilde keyfi veya Anayasa m.15/2 ile İHAS m.15/2’nin öngördüğü sınırlamaları ihlal edecek şekilde uygulanamaz ve bu ihlallere de meşruiyet sağlamaz. Gözaltına alınan bir kişinin bu sırada kolluk görevlileri tarafından tehdit edildiğine veya darp edildiğine dair iddia, somut tespit ve deliller, 667 sayılı KHK m.9 ve 668 sayılı KHK m.37 kapsamında kabul edilerek, bu KHK’lar çerçevesinde karar alan ve görevlerini yerine getiren kişilerin, bu görevleri sebebiyle hukuki, idari, mali ve ceza sorumluluklarının bulunmadığından bahisle, iddiaya konu edilen eylemin kovuşturma yasağına girdiği kabul edilemez.

Bu maddeler dikkatli tatbik edilmeli, 667 ve 668 sayılı KHK’lar kapsamına girmeyen veya keyfi veya kötü niyetli yetki kullananların da hukukilik denetimine tabi olmadığı şeklinde anlaşılmamalıdır.

Belirtmeliyiz ki; kamu görevlisi hangi saik altında hareket ederse etsin zor ve silah kullanmanın şartlarının oluşmadığı hiçbir durumda bir başkasının vücut bütünlüğüne müdahale edemez, ona cebir ve şiddet kullanamaz, tehdit içeren sözler sarf edemez. Anayasa m.15/2 ve İHAS m.15/2 kapsamında yer alan ve olağanüstü hallerde dahi vazgeçilemeyecek haklardan birisi olan kişinin vücut bütünlüğünün, işkence veya kötü muamele yasağının ihlali suretiyle zarara uğratıldığına dair iddianın etkin bir soruşturma yöntemi ile takibi şarttır. Görevin ifası sırasında kamu görevlisinin işlediği tehdit veya darp, yani cebir ve şiddet ile zor ve silah kullanma eylemlerinin, hukuka uygunluk şartlarının oluşmadığı durumlarda kamu görevinden sayılması mümkün değildir.

“Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme” başlıklı Anayasa m.91/1’de yer alan “sıkıyönetim ve olağanüstü hallerin saklılığına” dair ibare; olağanüstü halde görevini yerine getiren kamu görevlisinin, görevi sırasında kullandığı aşırı veya keyfi, görevin gereklerine aykırı şiddet veya tehdidi veya işkenceyi veya kötü muameleyi, yani insanlık dışı veya onur kırıcı hareketleri meşru hale getirmez.

Özetle; olağanüstü ve sıkıyönetim hallerinde de, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz, kişiye işkence yapılamaz, eziyet edilemez, insan onuru ile bağdaşmayan muamele uygulanamaz. Anayasa m.17’de öngörülen bu yasakların yanında ayrıca, devletin kişiyi kötü muamele, işkence ve eziyetten koruma konusunda pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülük, kişinin vücut bütünlüğüne yönelen müdahalenin, işkencenin, eziyetin ve kötü muamelenin önlenmesinin yanında, bu ihlalleri gerçekleştiren ve suç işleyen kamu görevlilerinin gerek ceza ve gerekse disiplin yönünden takibinin yapılmasını gerektirmektedir.”

***

Prof. Dr. Şen’in anlatımları, özellikle OHAL sürecinde olduğumuz bu günlerde Cumhuriyet savcılarının sapla samanı birbirine karıştırmamaları ve dar yorumlarla, çok ağır neticeler doğurabilecek kararlara imza atmamaları için büyük önem taşıyor.

Şunun açıkça bilinmesini isterim ki derdimiz, yanlış olduğunu düşündüğümüz kararı nedeniyle bir savcıya yüklenmek ya da bir şüphelinin iddialarının doğru kabul edilmesini istemek değil, hukuku savunmaktır.

Çünkü hukuk, haksızlığa uğrayanın sığınabileceği tek kapıdır ve hepimize lazımdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com