Güncel yaşamda fıkraların önemi, kimi sosyal, ekonomik ve kültürel vb. sorunlar nedeniyle giderek artıyor. Yaşanan hangi sorun olursa olsun - böylesi durumlarda – fıkraları diline dolayan kişiler daha şirin, daha sempatik, daha cana yakın olarak değerlendiriliyorlar toplum katında.
 

Başka bir ifadeyle sokaklarda/caddelerde, işyerlerinde gülen/gülebilen kişiler görebiliyorsanız; biliniz ki yaşama tutunan bu insanların; o sıralarda/o anlarda bilinçaltlarında sakladıklar hoşlarına giden bir olay, bir fıkra vardır mutlaka. Bu, yaşanan bir mutluluğun dışa vurmasıdır kuşkusuz.


Fıkra severlerin/anlatanların en olumsuz durum ya da koşullarda bir fırsat yaratıp gerginleşen ortamı fıkra ile yumuşatıp; dudaklarda gülücükler yarattığını, ya da oradakilere kahkaha attırdığına tanık olmayanımız yoktur herhalde.


Peki, fıkra nedir? Divan-ı Lügat’it Türk’te “Kug” şeklinde anılan bu edebi türe; Batı Türkçesinde öykü, masal, kıssa, nükte, mizah ve latife gibi adlar verildiğini görüyoruz.


Günümüzde fıkra; konusunu gerçek yaşamdan alan, özünde nükte, hiciv, mizah ve eleştiri bulunan kısa düz yazılar olarak değerlendiriliyor.


Nasreddin Hoca, İncili Çavuş, Bekri Mustafa ve Kayserili fıkra türleri gibi, “Karadeniz Fıkraları”nın da mizah edebiyatımızda saygın bir yer edindiğini söyleyebiliriz. Buna karşın; bugün gerek yazılı ve gerekse sözel medyada yazılan/anlatılan her fıkranın Karadeniz fıkralarının özelliğini/güzelliğini taşımadığını da ayrıca belirtmek gerekir.


Bir başka deyişle fıkralara konu olan Karadeniz insanının yaşamından kaynaklanan ilginçlikleri bilmeden, bu insanlarla birlikte yaşamadan ve de Doğu Karadeniz’in doğa şartlarını görüp/ incelemeden, kimilerince fıkralar uydurulduğuna/yakıştırıldığına çokça tanık olunuyor ne yazık ki…


1980-90’lı yıllarda, özellikle yaygın basın sayfalarında yaşanan Karadeniz Fıkraları kirliliğini önleme adına o dönem Trabzon Valilerinden Rahmetli İsmet Gürbüz Civelek’in de öneri ve katkılarıyla oluşturulan bir kurulla “Temel’li Fıkralar” kitabı yayımlandı.


1996 yılında kurduğum “Karadeniz Fıkraları Ajansı” ile de “Made in Karadeniz Fıkralar”, “Kemençe Çalayım mi?” ve “Temel Dedi ki” adlı üç kitapla yerel fıkra adına özgün örnekler fıkraseverlere sunuldu. Tüm bu çabalarda amaç, Karadeniz Fıkralarında –ama bilerek, ama bilmeyerek- yaratılan kirliliği önlemekti. Sonuçta amaçlanan hedefe ulaşıldı. Bugün; nasıl bal alırken ünlü Anzer Balı aranıyorsa, Karadeniz Fıkrası anlatıldığında da bunun gerçeğe uyup-uymadığına bakılıyor.


Eskinin, Temel Ay’a gitti, Temel Trabzon’da pastırma üretti, Temel Trabzon’da tezek satarken sözcükleriyle başlayan fıkralara Karadeniz insanı artık gülmüyor; bunları anlatanlara biraz öfkesini, biraz da gırgırını belirtir şekilde ‘gülüp geçiyor.’ Bugün, Karadeniz insanının yaşamından kaynaklanan, onun özgün yaşam tarzını, kimliğini, düşünce/davranış ve de gelenek/görenek anlayışını yansıtmayan fıkralara kimse ilgi göstermiyor artık.


Bu konuda geçen yıllarda yaygın basında bir gazete yazarının köşesinde Karadeniz insanı ile hiç ilgisi olmayan ve bu insanları aşağılayan –aslında bir Fransız- fıkrasını yayımlaması üzerine çektiği tepkiyi bu alanda yaşanan duyarlılığın bir örneği olarak gösterilebilir.
 

Sonuç olarak, Karadeniz fıkraları üzerine “Anahtari Bendedur” adlı kitabı yazan Rahmetli Ömer Lütfü Hocaoğlu’nun da tanımladığı gibi; “Karadeniz insanı çalışkandır, enerjiktir ve kıvrak zekalıdır. Örfüne ve törelerine bağlıdır, gururuna düşkündür. Her türlü tutum ve davranışı ile geleceğe dönüktür. İşte, Karadeniz fıkraları bu insanı niteler ve anlatır.”



İşte size örnekler:


Hamsili Aşure…

Aşure günüydü. Temel, akşam iş dönüşü nefesnefese eve geldiğinde Fadime’ye seslendi.

-E kız çabuk aşureyi getır, açluktan ölıyrım. Fadime’nin gündüz hazırladığı aşureyi tek nefes kaşıklayıp tüketen Temel, doyduğunu belirtir şekilde oturduğu koltukta arkaya doğru gerinerek keyfini şöyle bildirdi.

-Kız Fadime, habu aşureye biraz da hamsi

katsaydın ya inan tattan yenmezdi vollahi…


Hani Korumalari?..

Temel ile arkadaşı Cemal Trabzonspor’un Avni Aker Stadyumu’ndaki maçını izlemeye gitmişlerdi. Maç başlayacağı dakikalarda stadyumun üzerinden bir uçak geçerken Cemal yanındaki Temel’i uyarır:

-Ula, ya bak sana habu uçağa… Mutlaka maça gelen muhim (önemli) birisi vardır içinde.

Temel, kesin kararlıdır:

-Ula yanayım hau kafaya… Oyle olsaydi, uçağın sağında-solunda, arkasında-önunde korimalari olurdi.

Desena Kasisa Duşti…

Temel, acil bir işi için Trabzon’dan uçakla Ankara’ya gidecekti. Bu, onun ilk uçak yolculuğu olacaktı. Uçak havalandıktan ve bir süre sorunsuz uçtuktan sonra hava boşluğuna düşünce bir sarsıntı olur.

Temel tedirgindir, yanında uyuyan koltuk arkadaşını dürterek uyandırır.

-Ula, ne olıyı habu uçağa?

Koltuk arkadaşı telaşsızdır:

-Normal şey… Korkma, bi’şey olmaz.

Temel rahatlar:

-Ula desena uçak kasisa düşti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com