Evlat sevgisi başka, torun sevgisi çok daha başka… İnsanoğlu dünyaya ne denli sevgi tohumu ekerse elbette karşılığını da alıyor. Kurduğunuz dünya düzeninin boyutu evlatlarınızla, torunlarınızla daha anlam kazanıyor. Sonra da insanlarla…

Kendiniz için sevgi şatoları kurulduğunu görünce mutluluk kaidesinin üzerinde bir abide durumunda oluyorsunuz. Bu sizin uzun yıllar gönlünüzden coşan sevgi selinin küçücük beyinleri sulaması sonucu oluşan bir güzellik bahçesi gibi bir şey/durum. Sadece küçücük değil, olgun/ yetişkin beyinlerle olan diyalogunuzun da devamlılığı gönlünüzdeki güzellik pınarının akıp, coşmasına bağlı olduğunu da biliriz ayrıca.

Güzel bir dünya… Sorunsuz ve ayırımsız…

***

Renk, ırk, din ayırımı olmasa her birimize yaşama hakkı tanınan bu dünyanın nasıl bir güzelliklerle dolup taşacağını hiç düşündünüz mü?

Ne olursa olsun, insan kendi dünyasının güzelliğini ve de zenginliğini tutsak edip paylaşmadığı sürece yaşamının anlamını çözecek akıl ölçeği sadece kendisi için geçerli olur. Ve de bu görünümü ile kendi üzerine açılmaz kilitler vurulmuş bir tutsaklığı yaşar kendi dünyasında. Oysa, insan olmanın sorumluluğu da var bu dünyada… Değil mi ki insanız, diğer varlıklardan farklıyız. O zaman üzerimizdeki ‘insan olma sorumluluğu’nu unutmama gibi durumu yaşamak/yaşantımıza kazandırmak durumundayız.

***

Küçük-büyük hangi görev olursa olsun, amaç olarak belirlenen hedef; insan ve onun yararı olduğu dikkate alındığında “görev sorumluluğu” yanında “vicdani sorumluluk” da ayrı bir ağırlıktır omuzlara. “Adam sendee!..” umursamazlığıyla vicdani sorumluluğu bir kenara koymaya kalkanların toplumsal sorunlara boyut kazandıran kişi/ler olduğunu görmek de bir görev ayrıca herkese…

Buraya değin yazdıklarımla varmak istediğim nokta “vicdani görev sorumluluğu”nun insancıl açıdan her şeyden önce geldiği gerçeğini dile getirmekti. Gelelim şimdi asıl konumuza:

“Karadeniz Sahil Yolu” yapılalı kaç yıl oldu? Yıllar tabi ki… Bu kıyılarda tespih tanesi gibi dizili kasabalar/ilçeler ve iller yolun geçişi ile kent açısından yeniden şekillenme süreci yaşadılar. İş bilen, aş kotaran kafalar, becerikli eller hemen gerekli düzenlemeleri yapıp kasabalarına/ilçelerine, kentlerine imar açısından güzellikler kazandırdılar. Tabii ki böylesi güzellikleri yaratanlar gönül huzurunu aldıkları alkışlarla yaşadılar/yaşıyorlar.

Bu kıyılardan karayolunun geçişiyle nice doğal güzelliğin, plajların/kumsalların heba olduğunu biliyoruz ayrıca. Ama bu ezikliği yaşarken oluşan çirkinliği ortadan kaldırıp kentlerine güzellikler yaratan yöneticileri alkışlamayı da bir görev bilmeliyiz kendimize.

Hafta sonunda torunlarım geldi. Dünyam renklendi birden. “Parka gidelim dede…” isteklerini kıramadım. “Geçen yıl gittiğimiz Görele Çocuk Parkı’na gidelim” dede dediler ayrıca. Çıktık yola, önceleri eğlendikleri “Beşikdüzü Çocuk Parkı” tadilat yaşıyor. Anlaşılan Başkan Orhan Bıçakçı daha gelişmiş, çağdaş bir parkı çocuklara armağan edecek. Hedefimiz Görele ya, Eynesil’den geçerken güzel Ece torunum, “– Dede… Dede, bak park!..” deyince durduk. Eynesil Belediyesi gerçekten çok güzel ve bir o kadar da çocukların eğlenmesine olanak tanıyan bir çocuk parkını hizmete açmış. İlbank’ın katkılarıyla gerçekleşen bu güzel ortamda ilerlemiş yaşıma karşın çocuk olup eğlenmek, kaydıraktan kaymak geçti içimden. Eynesil Belediyesi’ni kutlamak boynumun borcu oldu.

Görele Çocuk Parkı önceki yıllardan gelen bir çalışma, yeni yeni boyut kazandırma çalışmaları var ayrıca…

Peki, karayolunun geçişi ile böylesi güzellikleri kentlere/kasabalara kazandıramamak/ yapamamak nasıl bir tembellik? Nasıl bir duyarsızlık?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com