Terörle mücadele tarihimizin en başarılı dönemlerinden birini yaşıyoruz. Resmi kaynaklar, 2 binin üzerinde PKK'lı teröristin öldürüldüğünü açıkladı.

PKK ilk kez böylesine köşeye sıkıştı. Bunu örgütün lideri Murat Karayılan bizzat kendi yaptığı açıklama ile onaylıyor:

"Verdiğimiz zayiatlar artık tahammül sınırlarını aşmıştır. Bu durum Cizre'de ve Yüksekova'da hat safhaya çıkmış, halk desteği yok denecek seviyelere inmiştir. Artık Kandil'de barınamıyoruz. Civardaki diğer kamplarımız da dahil 600-700 kişiyle durumu idare etmeye çalışıyoruz. Lojistik ve mühimmatımız yok denecek seviyede. İçimizde hainler de var ki bugüne kadar tespit edilemeyen çok korunaklı depolarımız, cephaneliklerimiz TC uçakları tarafından imha edildi. Çok sayıda kayıp verdik. Suriye'deki güçleri geri çağırmak zorundayız. Türkiye kırsalında da yetişmiş savaşçılarımız yok. Tunceli'de ağır kayıp verdik, telafimiz zor."

Karayılan'ın bu sözleri terörle mücadelenin kararlılığını ve başarısını ortaya koyuyor.

Fakat PKK'nın dönem dönem yaptığı saldırılar, devletin terörle mücadele azmini ve direncini kırıyor.

Bunlardan biri de Ankara'da 100 kişinin ölümü ile sonuçlanan terör saldırısı idi...

Ben saldırıyı zamanlaması ve niteliği açısından çok manidar buluyorum.

Karayılan, saldırıdan bir hafta önce metropollere ineriz tehdidinde bulunmuştu.

PKK köşeye sıkışmış ve "tek başına iktidarın oylanacağı" seçimlere az kalmış...

Bu ortam, bir PKK liderinin yakalanması veya imha edilmesi için çok uygun bir ortam...

Bu noktada da hedef doğrudan Murat Karayılan...

Karayılan'ın yakalanmasının iki anlamı var.

Birincisi; PKK dağılmanın eşiğine gelir.

İkincisi; Öcalan'ın yakalanmasının DSP'ye olan pozitif etkisi, bu durumda AK Parti'ye olur. Tek başına iktidar sağlanır.

Devletin bu kartı oynamak ve bu fırsatı değerlendirmek istediğini düşünüyorum. Karayılan'ın metropol tehdidini de buna bağlıyorum.

Karayılan aslında; "Planınızın farkındayız. Bu planınızda ısrar ederseniz metropol kartımızı oynarız" diyordu.

Devlet planında ısrarcı olunca da metropol kartı Ankara'da oynandı.

Böylece hem PKK nefes aldı hem AK Parti'nin siyasal kazanımı engellendi...

Bu, yalnızca kişisel tahminlere dayalı bir yorum. Belki bir senaryo. Ama en azından yabana atılmayacak bir senaryo...

*****

TABANI İBADET, ORTASI TİCARET, TAVANI İHANET

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün tarihi bir tanımlamada bulundu. Fethullah Gülen Cemaati için "tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet" dedi.

Paralel yapı tek cümle ile ancak bu kadar net tarif edilebilirdi.

Cumhurbaşkanı'mız bu sözlerle bu yapının tabanında halâ halis niyetini muhafaza edenlerle tavandaki ihanet şebekesini açıkça ayırt etmiş oldu.

Doğrusu da bu...

Fakat bunca yaşanılana rağmen hala mensubu oldukları cemaatin, ihanet şebekesi tarafından yönetilen bir örgüt olduğunu inkâr eden tabandakiler için de şunu söylemek gerekir:

Ya haddinden fazla saf ya da hakikaten art niyetliler...

*****

ABDULLAH GÜL'ÜN TELEFONU

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ankara'da yaşanan terör saldırısından sonra Selahaddin Demirtaş'ı telefonla arayarak taziyede bulundu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu'da Gül'ün bu davranışını açıkça eleştirdi ve "Taziye evi HDP değil Türkiye Cumhuriyeti'dir. O yüzden Gül'ün Başbakan olarak beni araması gerekirdi" dedi.

Ben bu eleştiriye hak veriyorum.

Bu saldırı tüm milletimize yapılmıştır. Dolayısıyla Gül'ün doğrudan HDP'ye yapılmış gibi yalnızca Demirtaş'ı araması hoş olmadı.

Abdullah Gül'e yakışan, başta Başbakan olmak üzere Demirtaş dahil bütün muhalefet liderlerini arayıp tek tek taziye ve birlik mesajında bulunmak olurdu. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.