Mino Recep küçücük butiğinde kendi dünyasını yaşıyordu yıllardır. Baba yadigarı tezgahının bereketiyle “karınca kararınca” geçinip gidiyordu. Gidiyordu, ama piyasadaki durgunluk gelip onun da kapısını çalmıştı sonunda. İşler kesat mı, kesattı.

Mino, her zamanki gibi o sabah da erkenden açtı butiğinin kapısını. Onun hesabına göre “sabah alış verişi”nin bereketi/ kutsallığı vardı. Üstelik o gün ödeyeceği borç senetlerini anımsadığında bu inancı kendisine çıkış kapısı/umut oluyordu. Ticaret açısından bereketli/hareketli bir gün bekliyordu.

Ama öyle olmadı. Gelen, selam veren bile yoktu ortalıkta. Öğleye siftahsız ulaştığında ise canı epey sıkkındı.

***

Mino Recep, karamsarlığa kapılmışken; hani “Hızır yetişti” derler ya, tam da bu sırada posta müvezzi Nema Bank’ın havale ihbarnamesini getirip tezgahının üzerine koymasın mı? Gözlerine inanamadı, nutku tutuldu Mino’nun. Ne diyeceğini şaşırdı. Müvezzi tam çıkarken;

“-Recep abi” dedi. Sonra, “Saat 17’de bankanın kasası kapanıyor, hemen gidersen havaleni alırsın” diye de uyardı.

Hiç durur mu Mino Recep, hemen butiğinin kapısını kapattı. Bir solukta Nema Bank’a koştu. Elinde ihbarnamesi ile havale servisinin önüne geldiğinde soluk soluğa idi. Havale ihbarnamesini uzattı, servisteki memur kimlik cüzdanı da istedi. Her zaman üzerinde taşırdı, iç cebinden çıkarıp onu da verdi. Görevli memur;

“-Nereden havale gelecekti size? “ diye sordu.

“- Nereden mi? Şeyden, Tirebolu’dan… Kırbıyıkların Sülo’nun karısi Nazife’den… Bakım seti ile urba satmıştım da” dedi Mino Recep.

Görevli bu yanıtı onaylar gibi başını “evet” anlamında salladı, sonra; “ -Bankada bir tanıdığınız var mı?” diye sordu.

“-Yoook! Ne yapacasın tanimayi? Ver parami da gideyim” dedi.

“ -Veremem!..”

“-Niye ki?”

“-Vermem, çünkü…” demeye kalmadı servis amiri yerinden kalkıp bankoya kadar geldi.

“-Bak bayım”, dedi Mino’ya. “Bize kendinizi tanıtmanız lazım ki havalenizi ödeyelim.”

Mino Recep, kimliğini verdiğini, kasabada ticaretle uğraştığını, herkesin kendisini tanıdığını anlattı uzun-uzun. Havale servisi amiri; “ -Ama biz seni tanımıyoruz ki…” deyince Mino fena bozuldu. Bu kez yaptığı ticaretin özelliklerini anlattı. Nema Bank’tan ilk kez havale aldığı için kendisini bu nedenle tanımadıklarını dilinin döndüğünce anlattı.

“Başka nasıl kendimi tanıtırım” diye düşünürken birden aklına kasabadaki tüm bayanların kendisine “Mino abi” dediğini anımsadığında yeni bir icat bulmuş gibi beyninde şimşekler çaktı birden. Servistekilere dönerek biraz da yüksek sesle;

“-Baa bakın, siz tanımazsınuz ama beni karilarınız eyi tanır” deyince bankadaki bayanerkek tüm memurların şaşkınlıktan ağızları açık kaldı. “Ne diyor bu adam?” diye şaşkınlıkla birbirlerinin yüzüne bakakaldılar bir süre… Mino Recep ise daha inandırıcı olmak için sözlerini sürdürdü:

“-Karilarınız her gün baa gelıyı… Eve gidinca bi sorun bakayım, süslenma malzemelerini kimden aliyler?” Mino Recep’in bu son sözleri az önceki şaşkınlıktan doğan sessizliği birden kahkahaya dönüştürdüğünde ise O yine soruyordu:

“-Şimdik tanıdınız mi beni?”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.