Omuzlarındaki meleklerin her yaptığını kaydettiği bir dine inan insanların büyük bir çoğunluğunu oluşturduğu bir ülkede neden “kayıt dışı” kavramı bu kadar kullanılıyor? 

Öyle ki kayıt dışı kavramıyla, kayıt dışılık sanki kayıt altına alınıyormuş gibi bir algı da oluşmuş gözüküyor. Bu alanda o kadar başlık var ki mesela: Kayıt dışı ekonomi, kayıt dışı istihdam, kayıt dışı telefon, kayıt dışı para…

Devletin diğer unsurlarını izole eden kayıt dışılık hukuku da olumsuz etkiliyor. Öyle ki hukuk kuralları dahilinde yaşayan, işini aşını kurallar dahilinde temin etmeye çalışan insanlar bu yolları tercih etmeyenlere göre haksızlığa uğruyorlar.

İnsanların neden kayıt dışılığa yöneldiğine bakıldığında, bence iki başlık öne çıkıyor. Birincisi kuralları ihlal ederek suç işleme kastı. İkincisi ise kayıt tutana olan haklı-haksız güvensizlik!

Birinci neden üzerinde durmak istemiyorum. Zira kuralları ihlal ederek kendine haksız menfaat sağlamak suçtur ve en etkin şekilde cezalandırılması gerekir.

Özellikle üzerinde durmak istediğim, ülkemizde geçmişten beri devleti idare edenlerin farklı ve ne yazık ki hukukun da zaman zaman üstüne çıkan siyasi bakışları neticesinde grupların yaptıklarını gizleme ihtiyacı hissetmeleridir.

Ülkemizde dini fikir birlikteliği alanında oluşturulan gruplarda eskiden beri böyle bir durum gözlenmektedir. Öyle ki ülkemizde eskiden beri etkisi zaman zaman azalıp artsa da dini gruplar üzerinde Demokles’in kılıcı gibi devlet varlığını hissettirmiştir. Devletin bu tavrı zaman içersinde insanları parasal hareketler, toplantılar vs konusunda zamanla değişen oranlarda sistemin dışına itmiştir. Elbette ki insanoğlunun olduğu her ortamda olduğu gibi bu sistem dışına mağdur psikolojisiyle çıkmak zorunda olanlar olduğu gibi bu kayıt dışılığı kendi çıkarları için kullananlar da olmuştur/olmaktadır.

Ülkemizin gerçekten de daha güçlü olması isteniyorsa devlet yakaladığı kayıt dışılığı cezalandırmanın yanında insanları kayıt dışılığa iten nedenleri de ortadan kaldırmalıdır. Özellikle fikirsel anlamda oluşturulan toplulukların “yarın devran döner” düşüncesiyle kayıt dışında yaşama algılarını ancak güven veren bir devlet yıkabilir.

Şiddet veya şiddete çağrı içermeyen, genel ahlaka aykırı olmayan her türlü dini veya diğer fikri temelli toplulukların meşru sıkıntıları üzerine de devlet eğilmeli diye düşünüyorum. Hukuki anlamda yapılabilecek bir şeyler varsa geleceğe bırakılmamalı.

Din insanların tabi bir ihtiyacı. İnsanlar da bu ihtiyaçlarını sosyal bir varlık olarak bir araya gelerek gidermek istemleri de çok tabi. Devletin burada yapması gereken insanları dini alanda şeffaf ve denetlenebilir yapılar kurmasına hukuksal ve fiili imkânlar tanımaktır. Devletin denetiminin hiçbir zaman fikirsel meşruiyet anlamında değil ekonomik ve mali varlıkların meşru olup olmadığı alanında kalacağını insanlar hissetmeli. Öyle ki iktidarlar değişse de  değişmeyecek şeyler olduğunu her vatandaş “yaşamalıdır.”

Ülkedeki her “gücün” ülkenin gücüne dahil edilmesiyle inşallah daha güçlü bir ülke olacağız.

Bu düşüncelerle şimdiden Kurban Bayramınızı kutluyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.