Kendi öz değerini bilmek, önceleyin her kişi için başkaları yanında kendini tanımakla başlar. Başkaları bir ölçü bir kriter olur bize böyle durumlarda... Böylece başkalarının önünde kendi artı ve eksilerimizi görür, eksiğimizi-fazlamıza anlarız. Biliriz ki, “Kendini bilmek bir erdemdir her kişiye...” Kişisel anlamda böyle bir sorumluluğu duyan kişilerden oluşan toplumlarda hem toplumsal çalkantılar yaşanmaz, hem de bu anlamda yaralar oluşmaz. Önemli olan kişinin/kişilerin kendi öz varlığını/ değerlerini bilmesidir, burada... Yaşamın kimi “zik-zak”larına kendini kaptıran kişilerden böylesi bir davranış bekleyemeyiz elbette...

Peki, toplumsal yapının temelinde böylesine önemli bir eksiklik yaşanıyorsa?.. Temel değer olarak kişinin/kişilerin böylesi eksiklikleri varsa... Kişiler çağdaş anlamda yeterli eğitim almamışsa... O zaman toplumsal anlamda doğan huzursuzlukları/olumsuzlukları gidermenin yolu/ çaresi; toplumu yönetenlerin kişiye/kişilere yönelik öz değer kazanım yatırımlarını harekete geçirip en öne alması/çekmesi gerekir.

Eğitim sistemimizde nicedir yaşadığımız “mehter yürüyüşü”ne hızlılık kazandıracak her hamlenin frenlenmesi, kimi zaman geri, kimi zaman ileri vitese alınması sırf kendi özümüzü tanımamak değil de ne? Biri gelir yapar, diğeri bozar... “Ali yapar, Veli bozar” örneği bir anlayışla ite-kaka ilerliyoruz hesapta... Ama “Atı alan Üsküdar’ı geçiyor” her yarışta... Nedeni, önce kendi öz değerimizi, sonra toplumsal değerlerimizi tanımadığınızdan bilmiyoruz, bilmediğimiz için de güven eksikliğinden doğan moralsizliği beraberimizde yaşayıp gidiyoruz. Siyaseti “Ben kazanacağım... Kazanmalıyım.” kör kaprisine tutsak eden bir anlayış... Kültür/sanatta çağdaş anlayışa ters bakış... Bilimde Batı’yı yakama çabalarında bocalayış... Ticarette “daha çok kazanç” için devlete de, tüketiciye de kazık atıp, köşe dönmeye sevdalanış... Sporda kendi öz evladı dururken, ona yatırım yapacakken Batı’nın çöplüğe attığı kullanım süresi dolmuş sporculardan imdat bekleyiş... Hukukta, adalet dağıtımında kimi zaman “yazıtura” yöntemi anlayışına sığınış...

Hepsi... Ama hepsi, toplumsal anlamda birbirimizi ve de öz benliğimizi tanımamaktan, tanıyamamaktan kaynaklanan zaaflarımızdır bizim. Yoksa niçin ikide bir Anayasa ve diğer yasaların değişikliği sevdalanmalarında kapılalım. Anayasa’mızı bir türlü “ana-yasa” yapıp klasikleştiremedik ki... Bu değişiklik heveslenmeleriyle de hiç olacağı yok.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com