Güneşi açtım, perde doğdu ılık ılık…

Sonra topraklar gökyüzünde yavaş yavaş şekil değiştirmeye başladı.

Bulutlar ayaklarımın altında tozu dumana kattı deseydim ne derdiniz?

Ben olsam ‘kendine hoş geldin’ derdim. 

Çünkü, kafanın içinde salt bir çoğunlukla kabul görenler olmasaydı, belki de hayat çok daha başka olurdu.

İş yerimin ahşap duvarlarından sızan ince güneşin, kendine bile zor yeten ısısına baktım. Tenimle bir şekilde protokol etmelerini izler ve hissederken, etrafımda amansızca devam eden bir şeyleri bir şeylere yetiştirme endişesini, büyük bir özveriyle takip ettim. Bugün iş olarak kendime bunu tayin ettim. İnsanlığın kendisini yok ederek çalışırken, doğanın ona sunduğu yaşam sevincine ettiği tecavüze dokundurtmaktı gayem.Önce sıcak bir çay istedim. Sonra, çayın dumanını izledim. Kaç kişi ay sonunu görmek için can attığı iş yerinde bir kez olsun istediği çayının dumanını izlemiştir, merak ettim. Sonra, operanın tadına doyum olunmaz açlığıyla kağıdımın başına geçtim.

Sesler ve notalar havada dans ederken bu valsi kaç kez kaçırdığımı düşünerek kendime hayıflandım. İnsan hayatının en belirgin hatasının gözlerimizin önünde kendini çırılçıplak gösterme arzusu karşısında ne kadar da irademize sahip olduğumuzun farkına varmam elbette saniyelerimi aldı. Çünkü, düşününce buluyordu insan. Hep bir şeylere yetişmek ve geç kalmak arasında bir yerde çakılıp kalmış olan, çocukluk-gençlik-orta yaşlar ve nihayetinde yaşlılığımız baz alındığında bence tıbbın çare aradığı hastalıklardan çok daha fazlasına maruz kalmadığımız ve bu hastalıklı beyinlerimizle prospektüsü olmayan hastalıklara isim babalığı yapmadığımız için şanslı bile sayılırız.

Cinnetin, panik atak gibi parmağımızın ucunda bizi beklediği yaşanması gerçekten de zor olan bu hayatta bana iyi gelen sanatın her dalının, içimde bir ağaca dönüşmesine bakarak demem odur ki:Keşke herkes çok bilmek ile çok konuşmak arasında sıkışıp kalacağına kendini bir şarkının omzuna veya Yaradan’ın lütfu güneşin sırtına dayasaydı belki de kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bu dünya bile kendinden utanırdı o vakit. 

Tam bu esnada aklıma bir fikir geliyor ve dehşetle oturduğum yerde içimdeki tüm insani taraflar çığlık atıyor. Kocaman dünyada hiçbir konuda hemfikir olamayan bizler, dünyayı daha da yaşanmaz bir yer yapma konusunda ne de tek tip askerlere dönüşüyoruz. 

Ama keşke aklında tutsaydı birileri şu hayatın söylediği sayıyı...

Bir kere bir, bir ederse eğer kaç kere daha kaçıracağız hayatın bizi etkisiz bir elemana çevirdiği altın tepsi sunumu muazzam günleri… 

Şimdi dur ve kendine eğil, göreceksin orada senin yardımına muhtaç olan bir sen var. Ve senden istediği tek bir şey var; o da insan gibi yaşamak…

Bir çay daha lütfen!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.