Tartışmalı bir şekilde CHP Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu, son günlerde söylemleri ve icraatlarıyla yolun sonuna gelmiş gibi görünüyor.

Seçimlerdeki başarısızlığını (6 seçim kaybetti) bir tarafa bırakarak, Türkiye'nin temel meselelerindeki duruşu üzerinden bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bu değerlendirmeyi yaparken de objektif olmaya, duygularımıza yenik düşmemeye, kalemimizi aydın namusunun gerektirdiği gibi kullanmaya özen göstereceğiz.

Tarikat ve cemaat örgütlenmelerinin, feodal-dinci gericiliğin cumhuriyetimizi bir ahtapot gibi sardığı şu günlerde "laiklik tehlikede değil" açıklamasını yapan bir liderin sağduyusu ve olayları okuma kabiliyeti elbette tartışmaya açılacaktır. Zira onu tekzip edercesine Meclis Başkanı "laiklik Anayasa’da olmamalıdır" açıklamasını yapma cüretini göstermiş, öngörüsünü bir şamar gibi Kılıçdaroğlu'nun yüzüne çarpmıştır.

İkide bir söylediği "Ben Dersimli Kemal'im" sözlerinin altında acaba bir cumhuriyet karşıtlığı mı yatmaktadır? Dersim'i bu denli sahiplenmek ister istemez bu kuşkuları da beraberinde getirmektedir.

Komşu ülkelerde "turuncu devrimler"i örgütleyen Soros gibi bir para sihirbazının finanse ettiği TESEV'e üye olduğu söylenen Başkan, şu güne kadar da bu iddiaları yalanlamamıştır. Bu vakfın resmi amacı "Türkiye'ye demokrasi ve şeffaflık getirmek" olsa da, asıl amaçlarını gizledikleri kanısındayım. Kapsamlı bir araştırma yapılırsa bu vakfın Kürt meselesini yakından takip ettiği ve bu konuda hatırı sayılır dış destek aldığı kolayca anlaşılır. Peki, kazandığı büyük paraları ülkeleri karıştırmaya harcayan bu şaibeli adamın desteklediği vakfın kurucu üyesi olmak Sayın Kılıçdaroğlu'na ne fayda sağlayacaktır? Ayrıca yine bu vakıf ilişkisiyle partiye kazandırılan Binnaz Toprak'ın Atatürk karşıtı söylemleri hala hafızalarımızdan silinmiş değildir.

Cumhuriyet devrimlerinin köküne kibrit suyu dökmek anlamına gelen 4+4+4 eğitim sistemi hayata geçirilirken yeri göğü inletmeyenlerle, kimse kızmasın ama laiklik ve demokrasi mücadelesi verilemez.

Anlamadığım diğer bir husus Sayın Kılıçdaroğlu'nun "Kürt sorununu ancak biz çözeriz" söylemidir. Türkiye'nin elli yıldır çözemediği bu meselenin Sayın Başkan'ın kafasındaki sihirli çözümü nedir? Özerklik mi yoksa federasyon mu? Meclis’te çözümden söz edenler kiminle, neyi, nasıl çözeceklerdir? Zira Meclis’teki muhatapları PKK'nın temsilcileridir. Bu ve benzeri duruşlar CHP lideriyle ilgili algıları hep olumsuz yönde geliştirmektedir.

Hep gündemin arkasına takılan, kendisi oyun kurucu olamayan, belli bir oy bandına takılıp kalan liderin artık durumunu gözden geçirmesi ve aynaya bakması gerekmektedir.

Rejimi açık olarak değiştirmeye kalkanlara karşı hala daha net bir duruşu ve stratejisi yoktur Sayın Başkan'ın. İlkelerinden taviz vererek, kökleriyle çatışarak büyümek mümkün değildir. Bugün Türkiye'nin mecburiyetleri vardır. Bu mecburiyetler iktidar partisini bile önüne katmış sürüklemektedir. Ülkemizin ciddi beka sorunu vardır. Allah göstermesin terör konusunda başarısız olursak topraklarımız üzerinde operasyon kaçınılmaz olur. Bu nedenle bir liderin her şeyden önce kafası karışık olmayacak. Duruşu net ve milli olacak. Bayramlarımız kaldırılırken, resmi kurumlardan T.C ibareleri silinirken, şanlı bayrağımızı taşımak suç olarak addedilirken gök kubbeyi yere indirmeyenlerin, kimse kusura bakmasın liderliğini tartışırız.

Kılıçdaroğlu'nun kafası karışıktır. Etrafına topladığı insanların birçoğu Atatürk'le barışık değildir. Hatta içlerinde "Ben Atatürkçü olmak zorunda değilim" diyenler dahi vardır. Atatürk'ü tartışan bir kişinin CHP saflarında yer alıyor olması çok seslilik ve renklilik değil, bir lider zafiyetidir. Türkiye süratle Arabistan'a dönerken, Türk kültürü yok edilirken, okullarımız eliyle bu işin altyapısı hazırlanırken hala daha net bir duruş ve vizyon ortaya koyamayan bir liderin liderliğini tartışmaya açmaktan daha doğal ne olabilir?

Deniz Baykal'ı bir kaset operasyonuyla koltuğundan eden, hukuk ve ahlak dışı olay neticesinde başkan olan Kılıçdaroğlu, bu kaseti getiren iki CHP'li milletvekilinin kim olduklarını açıklamalıdır. İşin hukuki yönü cumhuriyet savcılarının olsa da, bir de ahlaki yönü var ki, bu da Kılıçdaroğlu'nun görevidir. Bu pislikler içerisinde bir siyasi partiyi yönetmek mümkün değildir. Sayın Başkan kaseti kendisine kimin getirdiğini kamuoyuna bildirmek zorundadır. Bu ahlaki bir görevdir. Şayet bunu yapamazsa şaibelerin girdabında boğulur. Zira o koltuğa giden yolda acımasız yarışlar, çekişmeler, mücadeleler hep vardı ama oyunlar, entrikalar ve tuzaklar yoktu. Ne diyelim; yeni Türkiye, yeni CHP.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.