Karamsarlık yaşamın törpüsüdür. Böyle olunca da “iyimser” olmanın ölçüsünü azami derecede itinalı kullanmaya özen gösteririm. “Olmazsa olmaz” şartlanmasının/ koşulunun ters sonucuna başlangıçta katlanmayı bilmeyenlerin; ruhsal benliklerini kemirenin “tatminsizlik” kenesi olduğunu bir bilebilseler ne iyi olacak.


Toplumsal yaşamda uyulması gereken nice dini ve sosyal kurala/kaideye, geleneğe/göreneğe dikkat ederken kendimize çizilen sınırların ötesine uzananların varlığını da ayrı bir sorun hepimiz için. Geleneksellikten gelen her kuralın insanlığın geleceği açısından zorunluluk taşıdığı gerçeğini bilenler için bir sorun yok aslında. Çünkü onlar, var olan düzenin şekillenmesi, renklenip gelişmesinde benliklerinden sorun çıkartmaz/yaşatmazlar hiçbir zaman.


“Böyle gelmiş, böyle gider” anlayışı ise bir tür tutuculuk yanında, yaşamı algılayamamaktan doğan bir toplumsal sorundur kuşkusuz.


Öyle ya da böyle, yaşamın akıp giden kimi duraklarında soluklanmak, soluklanıp yaşadığının farkına varıp yarın için kararlar almak her kişinin görevidir tabii ki…


Ayrıca da; yarın için alacağı her kararın kendisi kadar toplumsal yanını da düşünmek sorumluluğunu duymalı... Duymalı ki, her bireyin paylaştığı bu ilke etrafında halkalanıp toplumsal bir düşünme bütünlüğü oluşturulmalı böylece. Oluşturulmalı ki, yarınlar için kuşku değil, güven duygusu oluşmalı benliklerde. Böylece kendine güven kazanan bireylerin toplumsal anlamda yüzleri gülmeli, toplumsal bir iyimserlik iklimi her yanı, her tarafı sarmalı… Bu ılıman olumluluk gelişirken insanlık da bundan kendisine düşen gelişme/kalkınma payını almalı…


Çok felsefi bir giriş yaptım biliyorum.


Daha sade, daha duru bir ifadeyle derdimi anlatabilirdim biliyorum. Kimi zaman böyle bir yöntemle yazmayı sevmiyor da değilim. Ancak çok sade yazdığım yazılarımı yorumlamakta zorlanıp, yanlış algılamalara kapılan okurlarım da var maalesef.


Bu bir frekans ayarsızlığı değil elbet. Siyasetteki tutarsızlıkları görüp, bu konudaki ayarın ne olması gerektiği hususu da; her kafanın farklı algılamaları sonucu uyumsuzluk/ anlaşmazlıkları ortaya çıkarıyor. Bu da, toplumsal algı farklılığının sonucu olarak çelişkileri/ çekişmeleri gündeme getiriyor.


Fazla yoruma ne gerek… Kısaca belirtmek gerekir ki, siyasetçinin sırf kendi koltuk sevdalanmaları çerçevesine indirgediği “demokrasi sınırını genişletecek her girişimi yanlış algılayıp yanlış yorumlamak ne yazık ki ülkemizde dünden bugüne yaşanıyor/sürüyor.” O zaman da demokrasinin tüm olanaklarını yaşamak isteyen herkese dar ayakkabı sunmak, giydirmek, algılamalarını sınırlamak isteyen anlayışın egemenliği ileri atılacak adımları attırmadığı gibi acılar da yaşatıyor.


Sonuç şudur: Dünden bugüne, her “ileri demokrasi” istemine kendi koltuk hevesleri çerçevesinden bakan anlayışın bu alandaki doyumsuzluğu bir ölçü, bir kriter olduğunda yarım yüzyıldan bu yana yaşanan “kısır döngü” tekrarlayıp duruyor bu ülkede.


İleri demokrasi söylemlerini yaşamsal anlamda gerçekleşir görmek gerekiyor artık. Afaki söylemin sınırsızlığını gerçek anlamda demokrasi ile belirginleştirmek her yurttaşın hakkı olduğunu kafalarımıza kazımadıktan sonra siyasetçinin koltuk sevdalanmaları çok daha yaşanır bu ülkede.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com