Demokrasi anlayışımız nicedir kısır bir döngüye girmiş bulunuyor.  Sadece iktidar olup, hükmetmek amacını güden bir demokrasimiz var elhamdülillah!  Ya o da olmasa?

Dikkatlerinizi çekmek istediğim bir konu var. Yaşı benim gibi 70’i devirmiş olanlar iyi bilirler, 1950 ya da 60’lı yıllarda toplumsal anlamda demokrasiyi daha iyi algılar durumdaydık.  Başka bir ifadeyle seçimlerin bugünkü gibi promosyona bulaşan tarafı yoktu. İnanınız günümüzdeki mide üzerinden düşünülen seçim tercihleri,  geçmişte hiç, ama hiç yoktu. Yurttaş uğradığı bir haksızlıkta sığındığı “-Dimokrasi var…” söylemiyle  hürriyeti,  adaleti arar, devlete olan güvenini  böylece tazelerdi. Bilmediği konuları sorar öğrenir, ona göre davranırdı. Örneğin, seçim konusunda arkadaşlarına akıl tanışır,  yine de kendi bildiğini okurdu. Şimdi öyle mi? Çok şükür yurttaş her şeyi biliyor.  “ Eski çamlar bardak oldu” yani…   Ya da yurttaşın iletişim olanakları artınca, her eve  tv girince, her kişi cep telefonuna kavuşunca  Yiğit Köroğlu’nun söylemiyle, “mertlik bozuldu.”

Devlet, “ Baba”…  Devlet kapısı “Dert kapısı” idi eskiden… Yurttaş uğradığı haksızlığın giderilmesi  için yazdığı ya da arzuhalcıya yazdırdırıp 16 kuruşluk  damga pulu (1 kuruşu Tayyare Pulu) yapıştırdığı dilekçesiyle  Kaymakamlığa ya da C.Savcılığına başvurduğunda kendine bir güven gelir, güven ortamında olduğunu duyumsardı.

 Peki, hiç mi hak-hukuk  konusunda haksızlık olmazdı? Tabii ki olurdu. Örneğin, 1950’li yılların başlarında  “-Dimokrasi var!...” söylemlerine sarılan yurttaş  işbaşına/iktidara getirdiği DP’nin yanlış da olsa kimi icraatlarına ses çıkarmadı. Yoğunlaşan fanatik particilik  kimi yurttaşın gözlerine partizan bir anlayışı perde yaptı o zamanlar. Örneğin, Halkevleri kapatılıp tüm varlığına el konulurken …  Ya da CHP’nin yayın organı Ulus gazetesinin  baskı makinelerine ve diğer varlıklarına el konurken  demokrasi adına hiçbir  tepki ortaya konulmadılar. Bunda iktidar partisine mensup olmanın “Demirkırat”lara  o zaman verdiği  kibir kadar, “Tek Parti Dönemi” olarak tanımlanan ve CHP’yi doğrudan hedef  seçip  suçlayan  “-Oh oldu!...”  anlayışıydı.

Şimdi köprünün altından çok sular değil, yıllar geçti. Siyaset köprüsünden nice  ünlü-ünsüz insanlar kimi iz bırakarak, kimi “cin gukku/guguk kuşu” olup geçti. En önemlisi zaman “su gibi” aktı bu arada… Demokrasi öğretisi olarak belleğimizde ne kaldı?  Darbeler ve acıları  silinmez izler bıraktı belleklerde… 

Daha başka?..    Siyasal anayasa manevraları dün hemen hiç yok gibiydi, bugün giderek artan bir boyut kazanıyor. Herkes kendi kafasına göre ölçüp/biçip anayasa yapılsın istiyor.

Başka?..   Başkası,  seçimlerde eskiden  “sandık oyunları” olurdu.  Kazanan taraf kaybeder, kaybeden ise kazanırdı. 1946 seçimi, ilk demokrasi denemesini n  “sandık oyunu” CHP’nin  önüne hep  sinek düşmüş çorba olarak konuldu/konuluyor da…

Ama, böyle davrananlar 1957 seçimleri yapılırken daha ikindi vakti DP’nin borazanı olan devlet radyosunun iktidar partisinin çoğu illerde kazandığını ilan ediyordu. Oylar atıla dursun,  Gaziantep’de  de DP’nin kazandığı duyuruldu. Sonra ne oldu biliiyor musunuz?  Sayım bitti, seçimi CHP’nin kazandığı duyuruldu. Ortalık karıştı. DP’liler itiraz ettiler. O gece Gaziantep Adliye binası yandı. DP’nin kazandığı kabul edildi.

Şimdi yıllar öncesinin çirkin oyunlarının tek amacı “koltuğu kapma yarışını” kazanmaktı. Şimdi de değişen bir şey yok. Sadece  yarışı kazanmak için şimdilerde  promosyon   dopingi yapılarak seçim yani, koltuk kapma yarışı var, o kadar…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.