Hep korku... Hep korku... Oysa, bilim kültür ve sanatın yoğun yaşandığı toplumlarda korku ne gezer... Bireylerin beyinlerinde, gönüllerinde güzellikler, çiçekler açar hep... Demokrasiler böylesi ortamlarda kök salıp gelişir. Gidiniz, görünüz Batı dünyasında bizim kadar korku duvarları örüp demokrasiyi koruma peşinde/ heyecanında toplum göremezsiniz. Yasalar zamanında günün koşulları kadar geleceğe de yanıt verecek şekilde yapılmış, işler saat gibi tıkır tıkır işler.

Korku toplumlar; bilisizliğin tutsaklığı bir yaşamı sürdürür giderler. Giderler ve ileri atılacak her adım kuşku kaynağı olur böyle toplumlarda... Tarihimize bakarsak yeniliğe açık olmayan kafalar yüzünden nice acı olayın yaşandığı gerçeğine tanık oluruz.

«Din elden gidiyor» denilip nice karşı duruş sergilenmedi mi bu ülkede? Karşı gelinen nice yenilik toplum katında kabul görürken -haşa- din elden gitmedi, vicdanlarda daha olgun, bilgili yaşanır olmadı mı? Matbaa ülkemize bu nedene geç gelmedi mi? Yenileşme hareketlerine kuşkulu bakıp uzak durarak geri kalmadık mı? Demokrasiyi bile hala özümseyemeyenler aramızda yok mu?

Korkunun bile neden/niçin ve nelerden kaynaklandığını bilmeden ahkam kesenlerimiz hala çoğunlukta... Yaşam tarzı olarak seçtiğimiz demokrasinin harcını bilim, kültür/sanatla yoğurmadan yaptığımız her atılımın kısır bir döngüye girdiğini bunca deneyime karşın hala anlamış değiliz.

27 Mayıs 1960 askeri darbesi olmuş, Hizmet gazetesinde çalışıyorum. Darbe dönemi ya, basın kendine çeki düzen verdiği kadar askerler de kendileri açısından kimi yasaları çıkarıp uyguluyor. Örneğin, DP döneminin tekrar yaşanmaması ve darbe aleyhine yazı yazılmaması için «Tedbirler Yasası» çıkarılmış ve Gazeteler bu yasa ile kontrole alınmak istenmiş... Herkeste bir korku... Atarlar kodese/içeri bir daha çıkamazsınız. Hizmet gazetesi olarak biz de bu korkuyu/sıkıntıyı Celal Acare’lin 7 Kasım 1961 tarihinde yazdığı «Mucip Sebep» başlıklı yazısı nedeniyle yaşadık. Yazıda geçen kimi imalı sözcükler nedeniyle C. Savcısı hemen harekete geçip Rahmetli Acare’lin ve gazete sahip ve yazı işleri müdürünün ifadesini aldı. Dava açtı... Sanırım iki duruşmaya girildi, sonrasında söz konusu yasada değişiklik yapıldı da Acarel Ağabeyimiz tevkif edilmekten kurtuldu. Demek istediğim; korku üzerine demokrasi kurmayı/geliştirmeyi seviyoruz galiba... Bugün de öyle... 

Demokrasi bir çiçek gibidir, ışık gördüğü yöne döner/yönelir. Biz maalesef toplumsal demokrasi algımızın gelişmesini özlemiyor, istemiyoruz. Bireyin bu konudaki algı refleksinin gelişmesini, kültür/ sanatla beslenmesini ise hiç arzulamıyoruz. Arzular olsaydık, sudan bahaneler uydurup ya da işimize gelmediği için çağdaş bir Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası yapardık. Yapamıyoruz. Sığınağımız burada da korku..

Her ağacın kökü var, bunu biliyoruz. Ama iş demokrasi ağacına gelince kökünün gelişmesi yöntemini bilmediğimizden, meyve versin diye bekliyoruz. Geçenlerde de yazdım, demokrasi algımız çağdaş değil. Algı gücünün bağımlılığı kırılmadıkça ya da geliştirilip çağdaşlaştırılmadıkça çok daha Anayasa değişiklikleri peşinde koşup dururuz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.