Türkiye’de laikliğin kötü bir geçmişi var.

Din ve vicdan hürriyetinin teminatı olması gereken laiklik, bizde din ve vicdan hürriyetinin önündeki en büyük engel olarak uygulanmış.

Fişlemeler, parti kapatmalar, başörtüsü yasakları, ibadete yönelik kısıtlamalar, dindar olmama dayatmaları vs.

Raymand Aron’un tabiri ile laiklik “devlet dini” olarak algılanmış ve uygulanmış.

Laiklik adı altında laisizm gelişmiş.

Nedir ikisi arasındaki fark?

Laiklik; hukukun üstünlüğüne dayanan, demokratik değerleri benimseyen, çoğulculuğa, fikir özgürlüğüne, din ve vicdan hürriyetine vurgu yapan, devlet aygıtının ve yasamanın dinin tahakkümünde olmamasını içerdiği gibi, aynı zamanda devletin hiçbir vatandaşın dinsel inancına, ideolojik ve etnik yapısına, kılık ve kıyafetine bakmadan, ona herhangi bir resmi ideoloji dayatmadan eşit durması ve yine eşit bir şekilde hizmet etmesi anlamına gelen bir kavramdır. Laiklik ya da laisite “dine göre rejimi” ve “rejime göre dini” reddeder.

Laisizm ise pozitivist-ateist-Marksist bir ideolojidir. Kamusal alan başta olmak üzere tüm varoluşu sekülarize etmeyi amaçlar. Richard Rorty’nin vurguladığı gibi laisizm, tüm hayatı kutsal olandan ayırmayı ve “Tanrı’yı evrenden kovmayı” amaçlar. Laisizm, “rejime göre din” ister ve dini belirler. Dini baskılar, kontrol eder ve pragmatik olarak kullanır.

Örneklerine Fransa ve SSBC ve Türkiye’de rastlanır.

Türkiye’de resmi devlet ideolojisi laik değil laisist idi.

On yıllarca laisist devlet tarafından baskılanan, din ve vicdan hürriyeti elinden alınan, fikir özgürlüğüne ve yaşam tarzına müdahale edilen, dini ve siyasi tercihlerinden ötürü aşağılanan, ötekileştirilen, sistemin çevresel unsuru olarak konumlandırılan ve merkeze dahil edilmeyen kesimler nazarında laiklik bu manada kötü bir geçmişe sahiptir.

Oysa sorun laiklikte değil, laisist anlayışta idi.

Laisist devlet ideolojisi AK Parti tarafından ortadan kaldırıldı. Yerini din ve vicdan hürriyetini güvence altına alan her inanç grubuna eşit mesafede duran bir devlet anlayışı aldı. Laisizm ile laiklik arasında oluşan kavram karmaşası giderildi. Laiklik hak ettiği değeri buldu. Ve yıllar yılı süren laiklik tartışmaları son buldu. Laiklik endeksli rejim krizleri defteri kapandı. Bu bağlamda Fransa’da yaşanan normalleşme süreci Türkiye’de de yaşandı.

Bugün TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın “yeni Anayasa’da laiklik yer almamalı, dindar bir Anayasa olmalı” sözleri neresinden bakarsanız bakın AK Parti’nin başlattığı normalleşme sürecinin ruhuna aykırıdır. Talihsiz bir açıklama olduğu kadar sorumsuzcadır. Kabul edilemezdir.

Kahraman’ın sözleri, kronik bir tartışmayı yeniden açmak ve Kemalist-laisist kliği hortlatmaktan başka bir işe yaramaz.

Yeni ve sivil Anayasa tartışmaları yaparken karşı çıkılması gereken düşünce laiklik değil laisizmdir.

Laiklik, demokratik bir hukuk devletinin olmazsa olmazlarındandır. Yeni Anayasa’da laiklik, en özgürlükçü ve kapsayıcı formda yeniden tanımlanmalıdır.

Yazımı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılında Başbakan olarak Mısır’da sarf ettiği o tarihi sözleri hatırlatarak sonlandırmak istiyorum:

“Laikliği kesinlikle dinsizlik olarak kabul etmiyorum. Laiklik din düşmanlığı da değildir. Laiklik herkesin dinini inandığı gibi yaşamasının teminatıdır. Laik bir rejimde, insanların dindar olma ya da olmama özgürlüğü vardır. Laiklikten korkmayın!”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.