Herkesin yaşadığı hayat içerisinde hoşlandığı veya nefret ettiği birçok şey vardır. Ben ise son zamanlarda en çok tiksindiğim kelime ve kavram ise BARIŞ kelimesi olmaya başladı. Bu kelime ve onu kullananlar tarafından tam manasıyla iğdiş edilmiştir. Her ağızlarını açtıklarında ‘Barış’ diyenlerin, esasında savaştan, tuzaktan, puştluktan bahsettiklerini artık hemen herkes anlıyordur.

Bir beden taşıyıp, içlerindeki ruhlarını şer odaklarına, iblislere teslim eden ve kendilerini ‘Eş başkan’ ilan ettirip ortalıkta salınıp duranlar, satılmış, ruhtan yoksun bedenleriyle, olsa olsa ‘Leş başkan’ olarak tanımlanabilir.  İşte bu leş başkan ve avaneleri Türkiye ve millet düşmanı şer odaklarından aldıkları talimatla ülkeyi yangın yerine çevirme uğraşına girişmişlerdir.

Nankörlük kitabı yazılırsa Türkiye’de bu kitaba konu başlığı yazmakta hiç kimse zorlanmaz. Kürtlerin partisinin ‘Leş başkanı’, Tayyip Erdoğan ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ne diyordu? ‘Devrimci halk savaşını başlattık’ diyordu değil mi? Kürt halkının yüzyıldır hayallerini gerçekleştiren, onları ülkenin asli unsuru kabul eden hükümete ve lidere karşı, devrimci halk savaşı!

Bugün Kürtlerin Türklerde veya herhangi bir halk unsurunda olup onlarda olmayan hiçbir hak alacakları kalmamıştır. Artık Ankara’da hangi hükümet ve hangi parti iktidar olursa olsun alacakları her şey eksiksiz verilmiştir.

Peki, ‘Leş başkanlar’ ne diye kendilerine uzatılan her mikrofonda Tayyip Erdoğan’a husumet kusmaktadırlar.

Ülke ülke gezip Tayyip Erdoğan’ı şikâyet etmektedirler. Ellerinde kullanacakları argüman bırakmayan Tayyip Erdoğan, onların ve Kandil’deki batılıların aşağılık kuklalarının ellerindeki ‘haksızlığa uğrayan Kürtler’ hikayesini bitirdiği için değil mi? Bunun için mi ‘Savaşımız devletle değil, Tayyip Erdoğan ve AK Parti’yle demektedirler? Bunun için mi Genelkurmay’a selam çakıp, ‘Savaşımıza taraf olmayın aradan çekilin’ demektedirler.

Kürtler, ezilen halk olmaktan kurtarıldı diye değil mi?

Elinizde kullanacağınız fitne sebebi kalmadı değil mi? Nankörlük tarihinin aşağılık birer örneği olacak bu Kandil ağaları ve ovadaki finoları ‘Leş başkanlar’, Anadolu tarihindeki çukur yerlerini layıkıyla almışlardır. Terör örgütüyle birlikte silinip gideceklerdir. Kudurmalarının sebebi de budur.

Yaşamakta olduğumuz sıkıntıyla dolu bu günler, gelecek için, bizden sonraki nesiller için de arınma devri olarak tarihe geçecektir. Her türlü şer odağı kendini ortaya salıverdi. Dini cemaat kisvesi altında bu milletin maddi ve manevi değerlerini sömürüp, milletin evlatlarını devşirip, robotik insanlara dönüştüren, milletin çocuklarıyla milletin devletini yıkmaya kalkışanlar da, nankörlük ve ihanet başlığı ile nesilden nesile aktarılarak anlatılacaktır.

Bizler onları şu anda görüyoruz. İhanetlerine her gün şahit oluyoruz, ama yakın zamanda tarihin çöplüğüne gömüleceklerdir. Ama yüzyıllar geçse de, ibret olsun diye kendilerinden daima bahsedilecektir.

Bakıyoruz, bütün ihanet şebekeleri, başta Doğangiller olmak üzere, bilumum liboş ve kodoşlar, barışçı oldular. Daha iki ay evvel HDP’ye verilen her oy barış müjdeliyordu. HDP baraj geçecek, Tayyip başkan olamayacaktı. İstedikleri oldu. Büyük coşkuyla karşıladılar HDP’nin barajları patlatmasını. Ama alkol bardakta durmadığı gibi, kana karışınca gerçek işlevini ortaya çıkarıyordu işte. Baraj patlatan HDP, Kandil’in suflesiyle su ve enerji barajlarını da yıkalım diyordu işte. Gerillalar, dağ, bayır rahat dolaşamıyormuş. Derken hazır barajları yıkmaya alışmışken, Tayyip Erdoğan’ı da yıkalım denmişti onlara. PKK vuracak, barış gelecek. PKK vuracak Tayyip gidecek. Hadi o zaman, gelsin devrimci halk savaşı. Hendekler açılsın diyordu ‘Leş başkan’ sokak, sokak, her ev öz savunma savaşıyla devrime katılacaktı. Diğer ‘Leş başkan’ ise sırtını bilmem kimlere dayıyordu. Bunların en büyük özellikleri, sırtlarını muhakkak birilerine teslim etmeleridir. O sırt bütünüyle ve itinayla, zamanın ruhuna uygun olarak, mutlaka ve mutlaka birilerine dayanmalıydı. Hiç boşluk bırakmadan... Öyle görmüşlerdi, Kandil’deki yetmişlik ağalarından. Kırk yıllık alışkanlıktan vazgeçilir miydi?

Türk Devleti ve Türk siyasi liderleri onlara hiçbir zaman göremeyecekleri bir şans tanımıştı. O şansı nankörce tekmelediler. Önderleri Apo bile muhatap alındı. Taraf olarak kabul edildi. O razı geldi terörün bitmesine ama Kandil ve onların piyonu ‘Leş başkanlar’ asla içlerine sindiremediler. Her platformda sabote ettiler. Her yapılanı önemsizleştirdiler. En sonunda Kandil’in kırk yıldır kucağına oturduğu Avrupa başkentlerinin kesin emri gereği savaş başlattılar. Savaşın da bir ahlakı vardır. Savaş eden adam gibi savaş eder. Her gün barış tamtamları çalıp, teröre kalkan olmakla, savaşı başlatıp, balyozu yiyince, biz başlatmadık demek olmaz. Siz sadece bu milletin huzurunun, refahının değil, ‘Barış’ kelimesinin de içine ettiniz. Hak ettiğinizi çok yakında bulacaksınız.

Şu ‘Barış’ kelimesini de ağzınıza almayın.

Artık yeter.

Edi bese.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.