Gerçek Marko Paşa’yı bilirsiniz. Marko Apostolidis. 1814-1888 yılları arasında yaşamış Rum asıllı bir Osmanlı hekimiydi, Sultan Abdülaziz’in hekimbaşılığını yapmıştı.

2. Abdülhamit tarafından Meclis-i Ayan Üyeliği’ne getirilen Marko Paşa, Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin yani bugünkü Kızılay’ın kurulmasına önemli katkıda bulunmuştu. ‘Anlat derdini Marko Paşa’ya’ deyimiyle adı ölümsüzleşti. Kimilerine göre, sabırlı bir hekim olduğu için hastalarını uzun uzun dinleyip onlara manevi huzur ve rahatlık veriyordu. Zaman içinde yakınmayı dinleyecek kimsenin kalmadığını vurgulamak için ‘Anlat derdini Marko Paşa’ya’ deyimi ortaya çıktı. Kimilerine göre ise Marko Paşa Osmanlıcayı iyi bilmediği için, hastalarına sürekli, ‘Anlaşıldı. Fakat ne demek istiyorsun?’ diye soruyor ve çözüm üretemiyor, Türkleri şikâyete gelen Rumları da aynı cümlelerle bıktırıp geri çeviriyordu. Dolayısıyla ‘Anlat derdini Marko Paşa’ya’ deyimi bir yakınma olarak ortaya çıktı. Hangisinin doğru olduğunu tartışmanın anlamı yok. Bir gerçek var ki; yüzyılı aşkın bir zamandır dillerde pelesenk olan ‘Anlat derdini Marko Paşa’ya’ deyimi nesilden nesile sürüp gidecek.

Gelelim bizim Marko Paşa’ya. Geçen hafta bu gazetede Marko Paşa müstear (takma) ismiyle köşe yazmaya başlayan, gerçek kimliği bende saklı bir yazarımız var. Alışıldık yazı formatının aksine, renkli bir üslupla, çeşitli kulis bilgileri aktarıyor, mizahi bir dille eleştiri yapıyor. Henüz 3 yazısı yayınlandı ama inanın, beğenenbeğenmeyen yüzlerce okurun ilgisini çekti. İlerleyen süreçte okurlarımızın Marko Paşa’yı tanıdıkça seveceklerine, olayları nasıl yorumlayacağını merak edeceklerine ve hatta müptelası olacaklarına inanıyorum. Şüphesiz sevmeyenleri de çoğalacak ki gazetecilik zaten böyle bir şey. Herkesin beğenmesi mümkün değil. Marko Paşa’nın dünkü yazısında Trabzonspor Başkanı Muharrem Usta’ya yönelik bir eleştiri vardı.

Bu yazıya hem tebrik hem de tenkit yağdı. Tuhaf olan şu ki; tepki gösterenlerin hiçbiri, Marko Paşa’nın eleştirisinin üzerinde durmadı. Bir kısmı Trabzonspor Başkanı Muharrem Usta’nın adını tıpkı ilk yazısında olduğu için Muhterem Lucusta yazdığı için eleştirdi, bunu başkanla alay etmek olarak yorumladı! Hemen belirteyim ki; buram buram mizah kokan yazılara, alaycılık olarak değil, inceden inceye eleştirel göndermeler olarak bakılmalıdır. Hicivdir, taşlamadır, hakaret olarak asla algılanamaz. Aksini düşünenler mizah fakiridir. Kaldı ki; ‘Muhterem’in anlamı ‘saygıdeğer’dir, halk arasında da böyle kullanılır. Bir kısmı ise, bu gazetenin imtiyaz sahibi Gökhan Saral’ın, Trabzonspor yönetiminde yer aldığını hatırlatıp, yöneticinin gazetesinde başkanın eleştirilemeyeceğini savundu!

Gazetecilikten az da olsa anlayanlar bilirler ki; bu kısma katılmak zaten imkânsız! Netice olarak söyleyeceğim şudur ki; Marko Paşa da dâhil hiçbir yazarımızın ve çalışanımızın, Sayın Muharrem Usta veya bir başkasına karşı önyargısı yoktur, olmayacaktır da. Hatta ben Başkan Usta’nın, Marko Paşa’nın eleştirisini gülerek okuyacak kadar kendisiyle barışık olduğunu düşünüyorum.

Şunun da bilinmesini isterim ki; gazetemizin imtiyaz sahibi Gökhan Saral’ın, aynı zamanda Trabzonspor Kulübü’nün yönetiminde yer alması, bu gazetenin ve yazarlarının Trabzonspor yöneticilerini eleştirmeyeceği ya da eleştiremeyeceği anlamını taşımaz. Onlar yöneticiliklerini yapacaklar, bizler de gazeteciliğimizi…

İçinde Gökhan Saral’ın da yer aldığı Trabzonspor yönetimine, doğru yaptıkları her işte destek verecek, alkış tutacağız fakat yanlışlarını eleştirmekten de asla çekinmeyeceğiz. Doğrunun bu olduğuna inanıyorum.

Zira içinde kin, nefret ve kötü niyet barındırmayan yapıcı eleştiriler, tıpkı el feneri gibi yol göstericidir, eleştirilen kişilere yanlışlarını gösteren bir ayna özelliği taşır. İşi farklı yerlere çekip Marko Paşa’nın kellesini isteyenlere, kötü bir haberim var. Marko Paşa’yı yedirmem, keyifli yazılarına devam edecek. Gazetecilikle kulüp idareciliği arasındaki mesafeyi algılayamayıp, bu gazetede yer alan her yazı ve yoruma balıklama atlayarak, ‘Trabzonspor yönetiminde çatırdama var’ algısı yaratmaya çalışanlar avuçlarını yalasınlar.

Bütün bu anlattıklarıma rağmen, halen niyetimizden şüphesi olan, öküz altında buzağı aramaya devam etmek isteyenler var ise, onlar da dertlerini Marko Paşa’ya anlatsınlar.
Daha ne diyeyim?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com