Yanılmıyorsam 1988 yılı idi. Trabzon- Gümüşhane karayolunun Çatak mevkiinde oluşan heyelanda 64 yurttaşımız toprak altında kalarak ölmüşlerdi. Büyük bir faciaydı yaşanan… Türkiye’nin dışında Avrupa’dan da kurtarma ekipleri gelmişti Çatak’a. Olayın korkunç bir ihmalin sonucu olduğu Çatak Muhtarı’nın cesedi toprak altından çıkarılınca anlaşıldı. Meğer olaydan aylar öncesinde Çatak Muhtarı (Rahmetli), Karayolları Trabzon Bölge Müdürlüğü’ne dilekçe yazıp heyelan tehlikesinin varlığını bildirmiş ve önlem alınmasını istemiş. 

Tabii ki bundan kimsenin haberi yok. Koca bir dağın yarısı kayıp onlarca insan ölünce, cesetlerinin toprak altından çıkarılması da o denli zor olmuştu. Sonuçta cesetler toprak altında çıkarılıp morga kaldırıldığında Numune Hastanesi’nin etrafında mahşeri bir kalabalık oluşmuştu. İstanbul’dan gelen gazeteciler, TV ekipleri farklı haber yapma/iletme yarışı yaparken ben de gazetem Kuzey Haber ve Sabah gazetesi için gözlem yapıp her gazeteci gibi “haber atlatma” peşindeydim. Dua ediyorum, “Allah’ım bu yarışta beni
mahcup etme…” diye... Ben böyle düşüne durayım, -hani derler ya- “Hızır yetişti…” diye, tıpkı onun gibi… O dönem Trabzon Belediyesi Başkan Yardımcısı sevgili arkadaşım, can kardeşim Osman Abanoz kolumdan tutup bir kenara çekti.

Elindeki kâğıdı uzatıp; “Abi, şunu al… Çatak Muhtarı’nın dilekçesine verilen cevap… Fotokopisini al, tekrar bana getir, sahipleri bekliyor” dedi. “Gökte ararken yerde bulmak” gibi bir durum… Hiç beklemeden postanenin yolunu tuttum. Karayolları 10. Bölge Müdürlüğü’nün muhtara yazdığı cevapta, heyelan olmayacağı, o nedenle de önlem alınması istenen mahalde böyle bir
tehlikenin bulunmadığı bildiriliyordu. Mektubu faksla Sabah Gazetesi’ne gönderdim, haberi de telefonla yazdırdım. Sonra Kuzey Haber
Gazetesi’ne gelerek, hazır olan birinci sayfayı bozup, yeniden düzenledik ve bu önemli gelişmenin haberini sürmanşetten verdik. Gazetecilikte “atlatma” denilen olaya en güzel örnekti bu… Çatak olayı benim açımdan başarı ile taçlanan bir gazetecilik olayı idi ama işin özünde sırıtan ihmalin varlığı ve ölümlerin oluşu üzüntü kaynağım oldu, sevinemedim.

Hiçbir olay nedensiz değildir. Çatak faciasının temelinde sırıtan “umursamazlık, ciddiye almazlık hastalığı” hangi olayımızda yok ki? Soma faciası da kafa yapımızın ürünü ihmaller zincirinin acı bir örneği değil mi? Ya da kazanma hırsımızın! Çaykara’daki HES yapımında çığ altında kalan işçi kardeşlerimizin ölüm nedenlerinin derinliğine inilip araştırılsa kim bilir ne ihmaller, ne umursamazlıklar ortaya çıkar. Hafta içinde Samsun’da yaşanan ölümlü olay da…

Gazetelerden, TV’lerden öğrendiğimize göre her gün ihmalden olagelen ölümlü iş kazaları yaşanıyor bu ülkede. Artık günlük işlerimizde ölümlü olayları rutin, olması gereken bir durum gibi algılamaya başladık yaşamımızda.

“Ölen ölür, kalan sağlara selamet” sığ anlayışının yarattığı bu acılı durumların tekrar tekraryaşanmaması için elbette dua ediyoruz da, önlem için masraf kapısı açıldığında, kazanç uğruna akıldan tasarruf yaparak facialara/ ölümlere kapı açtığımızı unutuyoruz nedense.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.