“Mazeret ağacı”nın dalı-budağı çok olduğu için çıkılması kolay olur. Bir başarısızlık olayında insanın aralamak istediği ilk kapıdır mazeret…


-Valla, benim hiç günahım yok! Hiç beklenmeyen şey oldu.

-Böyle olacağını bilsem, önlemini almaz mıyım?

-Ama benim ne günahım var? gibi, “kıvırma” eylemleri…


“Mazeret” imalathaneleri var kimi insanın… Bu, gerçeği görmeme hastalığı “ucuz kafa” ürünü olarak -ne yazık ki- giderek yayılıyor toplum içinde? Ekonomide… Ticarette… Hukukta… Siyasette… Eğitimde… Ve daha nice-nice alanda çıkarları için “at koşturma”ya sevdalanan kimi yeteneksizlerin eninde-sonunda vardıkları “başarısızlık noktası” oluyor. O zaman da; yukarıda sözünü ettiğimiz “mazeret ağacı”na hemen tırmanıp acındırma pozisyonu alarak kendilerini af ettirme çabası gösteriyor böyleleri? Peki, yaratılmak istenilen bu sahte manzarayı görüp hiçbir şey yapmayanlara/söylemeyenlere ne demeli?


Haksızlığı görüp susanlar için “Dilsiz şeytan…” tanımlamasının anlam yüceliğini göz ardı edenlerin de “insan olma” durumlarının şüpheli olduğuna kim itiraz edebilir? Yüce emir böylelerini “Dilsiz şeytan” olarak nitelemiyor mu?


Suç, kürk bile olsa kabullenemiyor insan… Çünkü, doğruluğu bir insanlık erdemi bilen kafalar insan olmanın sadakasını bu yoldan ödemeyi yeğliyor kendine… Kimi insan ise görev ihmalinden ya da hatasından doğan durumlarda bile “mazeret” üretmeyi bir hüner sayıyor kendine.


Kedi, ayıbını kuma gömerek iç rahatlığı/huzuru duyuyor. Bunu doğuştan gelen bir yeti/meleke olarak yaşam boyu sürdürüyor.


Ama insan öyle mi? Hatası/kusuru, ihmali ya da vebali/günahı olan her konuda erdemsizlikten gelen bir “hin”likle kendini “sütten çıkmış ak kaşık” pozuna bürümeye çalışması Allah nimeti “akıl hazinesi”ne rüşvet bulaştırmak değil de ne?


Bir tarafta hayvan… Diğer tarafta insan…


Birinde her haliyle insana teslim, insan emrinde bir dünya… Allah’ın lûtfu/ayrıcalığı olan “akıl hazinesi” teslim edilen bir varlık: İnsan… Birinde sadece doğuştan verilen algılarla dünya sarılan; onu verilen sınırlar içinde sevebilen bir varlık: Hayvan… İnsanoğluna “akıl kirası” olarak farz kılınan yaptırımların yanında; ona gösterilen doğru yolun labirentlere sapması için çırpınan şeytanın/iblisin varlığı… Dünya yaşamının insan için sınav yönü işte bu…


O zaman yaşam alanı/sınırları belli olup akıl denen tarifsiz nimetle taltif edilen insanın; aklını kullanamamaktan doğan başarısızlıkları için “mazeret” üretme hakkı var mı? Akıl gibi Allah vergisi bir hazinenin/nimetin varlığı yanında; sırf insani zaaftan doğan “mazeret durumu”nun keyfiliğine nasıl bir af sınırı çizilebilir? Var mı böyle bir hakkı?


Kafa şişirmiyorum. Atmıyorum da… Oluşan her durumu, olumsuzluğu

çözümleyemeyen, analiz edemeyen, ama her olaya nane-maydanoz ekmeye kalkıp “mazeret ağacı”ndan meyve toplamaya kalkanların zamanla bu sahteci kimliklerinin gün ışığında solarak uçup gittiğini yaşıyor insanlık.


Bu yetmez, bir de; “yalan mazeret üretip insan kandırmanın İlahi Adalet önünde hesabı”nın nasıl acılar yaşanarak ödeneceğini bilseler, bu sahteci kimliklere hiç bürünürler mi?


Vay böylelerinin haline… Benim Cuma yazım böyle… Kısacası “dünya

ahvali”nden/durumundan, insandan söz etmek istedim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com