MHP’de tüzük kurultayı yapıldı. Genel Merkez’in itirazlarına ve başarısız olunacağı iddialarına rağmen kurultay toplandı ve yeter sayıya ulaşarak tüzüğü değiştirdi.

Sırada 10 Temmuz’da yapılacak genel başkanlık yarışı var. Delegenin yaklaşık üçte iki desteği ile tüzük değişikliği yapıldı. Bu sayı Devlet Bahçeli için çanların çaldığını gösteriyor.

Taban hareketi şeklinde ortaya çıkan ‘değişim’ isteğini sosyo-politik olarak değerlendirmeden ‘partiyi ele geçirme operasyonu’ olarak değerlendirmek çok sığ ve pragmatist bir yaklaşım olur.

Belirli güç ve çetelerin Türkiye siyasetini dizayn etme çabaları tarihin her döneminde oldu. Bunların en büyüklerinden biri Paralel Yapı’nın AK Parti üzerinden yaptığı ‘mühendislik’ çalışması idi. Böyle bir çalışma ile bugün de karşı karşıya olabiliriz ama bu, MHP’de değişim isteğinin tabanın isteği doğrultusunda, alttan yukarı olduğu gerçeğini gölgeleyemez.

MHP, değişen dünyaya ayak uyduramadı. Türkiye’nin son on beş yılda hızla değişen sosyolojisini algılayamadı. Yeni söylemler üretemedi. 70’lerin ‘felaket ideolojisine’ takıldı. ‘Vatan bölünmez’ sloganından başka bir dil geliştiremedi. Geleceğe dair bir umut ortaya koyamadı. Güvenlik hariç diğer politika alanlarında iddialı ve özgün olamadı.

Savunduğu güvenlikçi politikaların iktidar tarafından sahiplenişi ve uygulanışı ile elindeki tek kartı da yitirdi.

Ve bugün söyleyecek sözü kalmamış, tutarsız ve yetersiz politikaları yüzünden milletin sırt çevirdiği ve nihayetinde iktidar iddiasından vazgeçmiş bir MHP gerçeği var.

Taban bu gerçeği kusuyor, kuvvetli muhalefet ve dahası iktidar iddiası ortaya koyan muhaliflere destek veriyor.

Muhaliflerin, yeni dünyayı ve toplumun ihtiyaçlarını okuyabilecek, MHP’nin ihtiyaç duyduğu dönüşümü sağlayabilecek, güçlü muhalefet ihtiyacını giderebilecek, kitleleri olumlu olarak konsolide edebilecek potansiyele sahip olup olmadıkları ayrı bir tartışma konusu.

Ama belli ki MHP tabanı muhaliflerde bu potansiyeli görüyor.

Hal böyle iken taban iradesini yok sayıp, sosyopolitik gerçekleri göz ardı ederek meseleye sadece ‘operasyon’ olarak bakmak yanlış olur.

Gelelim kongreye…

Muhalif adaylar kendi aralarında birlik görüntüsü veremiyorlar. Meral Akşener’in taban üzerindeki ağırlığı ve buna dayanan baskın karakteri diğer muhalif adayları rahatsız ediyor.

Tüzük kurultayında divan başkanlığında anlaşamayan muhalifler, ilk iki turda en fazla oyu alması halinde Akşener’in genel başkanlığında uzlaşabilecekler mi bilinmez…

Bugün itibariyle muhalifler mevcut delege desteği ile bu uzlaşıyı ortaya koyabilirlerse Devlet Bahçeli için ‘siyaseten son’ geldi demektir.

Ama henüz Bahçeli’nin elini ve hamlesini görmedik.

İki ihtimal konuşuluyor:

Birincisi; muhalifler hakkında disiplin sürecinin işletilmesi ve adaylıklarının engellenmesi…

Tabanın ve delegenin çok yoğun desteğini almış görünen muhaliflere karşı Bahçeli’nin ‘çaresizlikten ötürü’ böyle bir ‘hukuksuzluğa’ başvurması bana göre aleyhine yanan ateşi harlamaktan başka bir işe yaramaz.

Ki bu ateşe kar dayanmaz…

İkincisi ise ‘tek ülkücü aday’ dediği Koray Aydın ile ittifak yapması…

Aydın, üçüncü turda Meral Akşener’in değil de Devlet Bahçeli’nin lehine çekilebilir. Böylece Devlet Bahçeli’nin kongreden galip çıkması yüksek olasılık haline gelebilir.

Bu noktadan sonra kulislerde çokça dillendirilen bu ihtimal gerçekleşirse Bahçeli seçimi kazanabilir ama kopuşu engelleyemez.

Bugün çatlak olan kristal vazo o halde kırılır, tuz buz olur!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.