Işık tamam…

Ses akıyor…

Oyuncular hazır…

Sahne beş… Üç iki bir… Action! 

‘Senin ananı bacını s…’

KESTİK! 

Bence de artık biri şunu kesebilir mi?

Koskoca sinema sektörünü Karadeniz filmlerinde ne hale getirdiğiyle ilgili en ufak bir fikri olmayan insanların toplanıp, takıp takıştırıp galalarda, Oscarlık işler yapmış gibi -aslında daha çok siyah halılarda yürümeleri gerekirken-  kırmızı halı eşkaliyle gülüyor ve objektiflere poz veriyor olması içler acısı bir durumla çok net eşdeğerli halde görülebilir. 

Son beş senedir kendini tekrarlayan, senaryoları kendinden mahcup filmlerle Türk izleyicisi Karadeniz filmleriyle tanışıyor. Ve bu öyle bir tanışma oluyor ki, şahsım adına rahatlıkla söylemem gerekirse, son derece benimle alakası olmasa dahi, hayıflandırıcı. 

Karadeniz filmlerini eleştirmekten ziyade asıl şuan itibariyle hedeflediğim durum, bir silkelenip kendilerine gelmeleri. Onca oyuncularla anlaşıp, belki de akla hayale gelmeyen miktarlarla işler yapıp gözümüze  alın bakın bu sanat- diye yutturdukları şeyi benim içim hazmetmiyor.

Bizi nasıl tanıttıklarıyla ilgili bir fikirleri var mı bilemem fakat ayıptır yahu!

Biz ne zamandan beri (Trabzonlular için diyorum) Rize ağzıyla konuşuyoruz?

Ne zamandan beri rengarenk kıyafetlerle dolanıyoruz?

Ne vakittir din adamlarının sevişme sahnelerini merak ettiğimiz zannediliyor?

Ne ara çocukları için kendilerinden bile vazgeçebilecek kadar özveri ile kendini yetiştirmeye çalışan aileler, çocuklarının bu ‘küfürfilm’ ‘mesajsız film kategorilerine giren filmlere çocuklarını seve seve gönderebileceğini düşünüyoruz?

Ne zamandan beri Meydan’da Uzunsokak’ta küfür kıyamet geziyoruz?

Evet, bu şekilde dolaşanlarda yok değil ama bu tüm şehirlerde olan bir insan topluluğun kendini ifade etme biçimidir. Fakat bizi anlatmaya çalışan senarist ve yönetmenlerin biri kulağını aşağıya doğru bir çeksin ve ona artık desin ki; ‘ Küfür Karadeniz’in yöresel bir simgesi’ değildir. 

İkidir dikkatimi çeken bir diğer konu ise, camii hocalarının filmlerde küfürbaz, edepsiz yani doğası gereği olması gereken maneviyattan çok uzak olan kişilikler olarak ifade edilmeye çalışılması. Ben mi çok küçüğüm yoksa siz mi çok büyüdünüz bilemiyorum ama bir din adamı ne zamandır hutbe okuduğu minberde küfürler sıralıyor?

Ben mi yetişemedim bu yeni modern dinsel güncellemelere yoksa biraz kahkaha atmak için yapamayacağınız hiçbir şey kalmadı mı?

Madem öyle, filmlerde saldırdığınız siyasilerin para için kullandığını iddia ettiklerinizle sizin güldürmek için kullandığınızın arasındaki farka ne ad veriliyor?

Bunu biri bana anlatırsa ona çok müteşekkir kalacağım… Böylelikle bende dinin –sanat adı altında kendinden soyundurulmasının- izahı ve açıklaması mümkün olmasa da ekonomik bahanesini öğrenmiş olurum. Oysa dinin sarayına dokunanların sosyal sigortalar kurumunda  görülen meslek bilgisi soytarılıktan başka bir şey değildir. 

Bir de ne elem bir durumdur ki, bu filmlerin ortaya çıkmasına sebebiyet verenler kendi akıllarının tiranlıklarıyla birlikte, siyasi düşüncelerini de net bir şekilde gözler önüne sermenin derdinde. Öyle zorlayıcı bir algı yönetimi oluşturuluyor ki, sahip oldukları kahve kültürüyle, postmodern cümleler kurabilecek kadar kendini, -burayı parantez içine aldığımı varsayınız- AŞMIŞ insanlar, bu filmleri izledikleri zaman, izlediklerini damıtıp kendi fikirleriyle dekadan edecekleri yerde, direkt olarak bir bütün halinde kendilerine şiar ediyorlar. Hal böyle olunca, bir filmin nelere mal olabileceğini görüyor olmak içler acısı. 

Ha, şimdi koskoca sinema (karadeniz) sektörünü zan altında bırakmak yerine, hakşinaslık yapmak gerekirse eğer bu zamana kadar Karadeniz filmleri arasında, ( bahsi geçen tür komedi) olumsuz şartlarından dolayı belli bir yerlere gelemeyen ve sinemaseverlerle buluşma konusunda sorunlar yaşayan bir film takdiri hak ediyor. Çünkü, olması gerektiği gibi yapılmış ve –dile gelmiş- bir film özelliğine sahip. Bu filminde eleştiriye açık bir çok eksiği olduğu halde bugün onca film arasından aklıma gelmesinin sebebi aşırı derecede doğal olmasıdır. İsmini vermek isterdim fakat bu şekilde bir –belirti- kullanırsam eğer, okuyucunun aklına acaba filmi yapanlarla bir bağı var mı gibi bir soru geleceği konusunda hazırlıklı olduğumdan, bu filmi kendime saklamayı tercih ediyorum.
Film için ufak bir anekdot vermek gerekirse, film dağın başında geçiyor.

Çok mu az oldu verdiğim bilgi?

Ama demiştim olması gerektiği gibi olması konusunda, filmin başarılı olmasının benim gözümdeki değeri zaten buradan geliyor. Karadeniz şehirlileri artık merkezlere inmiş ve hayatlarını sahil kıyısına yakın yerlerde idame ettirmeye başlamıştır. Asıl –ağızlı konuşanlar, küfür edenler, ve bu küfürleri ettikleri zaman kulaklarımızı tırmalamayacak kadar doğal gözükenler- artık köyde veyahut daha da yüksek yerleşim yerlerindeler. Madem, bir film yapmak ve dünyaya Karadeniz’i tanıtmak istiyorsun, o zaman gitmen gereken yerlerin adresini sana veriyorum işte. Kime sorsan gösterirdi de zaten!

Son olarak değinmeden geçemeyeceğim bir konuya sürtünmek gerekirse, sinema salonlarına film sokma konusunda inisiyatifi olan kişi ve kişilerin, özellikle –siyasi- konularda alt mesaj verme yönündeki insiyakını anlamakla beraber, bu algıya yöneticilik yaparken kendi içerisinde düştüğü ters diyalektike anlam veremiyorum. Kişi, görüşü artık her ney olursa olsun kalkıp bir şeyleri eleştirirken ve bunu da muhattap aldığı izleyici kitlesine büyük hatta sonsuz bir özgüven ile sunarken şöyle efendice kendine bir dönüp bakmalı.

Demem şu ki; ülkedeki açlık sınırlarında gezinip, parasızlığı işsizliği en afili sözlerle izleyiciye sunarken, filmi çektiğin şehirde seni gözlemleyen ‘ hafif uçuk bir kalem tutan’ seni izliyor olabilir. Ve senin, bir filmi yapmak için kullandığın bütçeyle kaç aç aileye yardım edebileceğini hesaplıyorsa vay haline! Ha bir de kalkıp, Millete Oscar Bize Oştlan diye bir yazıda yazarsa sen bak komediye…

Türkiye kriterlerine göre biraz durup şurada kendimle konuştuğumda, ifade etmem gereken o en ince çizgiye çekmek isterim sizleri. Ben elbette nereden bakılırsa bakılsın bir film eleştirmeni ya da bir filmin matematiği hakkında soru ve sorun çözebilecek biri değilim. Burada üzerinde durduğum topraklarında yaşadığım gerçekten özel olan bir coğrafyaya, birkaç dakikalık güldürü oluşturabilmek adına yapılan, anlatım bozukluğudur. Bu yanılsama, koskocaman bir kültürün küfür ve cinsel münasebet tutkunluğu gibi bir mecraya doğru çekilip sanki gerçekten de böyleymiş gibi algılanmasına sebep olabilir. Buna dur demek için eleştirmen olmaya gerek yoktur belki de. Durup, başka neler yapabiliriz sorusuna ön ayak olmaksa gayem, şimdi kriterlere uygun halde ifade edebilmiş olurum eminim kendimi. 

Hadi bir atasözü yapalım şimdi; -Boynuz gelip kulağa tecavüz bile eder.- 

Saygılar… Saygılar… Sevgiler.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.