Gazeteleri nasıl okuyorsunuz? Önce manşet haberi, ardından diğer başlıkları herhalde… Ya da ilgi alanınıza göre spor sayfasında öncelikle taraftarı olduğunuz kulübün haberlerini ve diğerlerini… Ticaret dünyasının içindeyseniz ekonomi ve finans dünyası ilgi alanınıza girdiğine göre önce bu dünyanın haberleri herhalde… Ama ne okursanız okuyunuz, gazetenin mutfağı yazı işlerinde kararlaştırılıp büyük puntolarla/harflerle sayfanın üst bölümüne konan haberler dikkat çeker önce… Onlardan başlarsınız okumaya ister-istemez. 

Peki, sayfalara küçük-küçük yerleştirilen bir solukluk tek sütuna haberler hiç mi ilginizi çekmez. İtiraf edeyim ki, bu habercikler her okunuşta başka başka dünyalara götürüyor insanı. Geçen gün, gazetelerin iç sayfalarının birinde küçük bir haber gözüme ilişti. “Amaaan, küçük haber değil mi, önemli olsaydı büyük-büyük yazarlardı, bize ne bundan?” demeyiniz hemen… Hepimiz için önemli bir konu; ama ne yazık ki, gazeteyi hazırlayanlar nedense önemsemeyip sayfada küçük olarak yer vermişler habere… Haber aynen şöyle: 

“Bulgaristan’ın Gabrova kentinde bir grup doktor, mizahla tedavi yöntemi geliştirdi. Yeni tedavi yöntemini ‘Mizah-Terapi’ olarak adlandıran doktorlar, bu tedavi yöntemiyle birçok hastadan olumlu sonuç aldıklarını açıkladılar. Dr. Todor Şandurkov ‘Mizah-Terapi’nin sinir hastalıklarında çok olumlu sonuçlar verdiğini belirterek uyguladıkları yöntemi şöyle açıkladı: - Hastalıkların tedavisinde mizah olan her şeyi kullanıyoruz. Karikatürlerin ve fıkraların yanı sıra, insanların içinde bulunduğu kötü durumların komik taraflarını ortaya koyuyoruz. Böylece hasta, büyük bir rahatlama içine giriyor ve vücudunun direnci artıyor.” 

Dikkatiniz çekmek istediğim haber bu… Hastalar mizahi yöntemlerle tedavi ediliyor. 

Bu haberi okuduktan sonra “İyi ki Karadenizliyim” dedim kendi-kendime. Niçin demeyeyim ki? Karadenizli mizahseverdir de ondan. Başka bir ifade ile mizah olgusu insan sağlığı için gerekli olduğuna ve bu ispatlandığına göre Allah’ın ne denli şanslı kulları olduğumuzu düşündüm. Karadeniz insanı, bizler mizahsever değil miyiz? Mizahla iç içe yaşamıyor muyuz? İşte sansımız bu noktada başlıyor. Nereye gitsek, o ortama neşe taşıyan kimlik oluruz hemen. Yaşama fıkra ile neşe ile sarılan bizler için sağlık sorunu olduğunda, sanırım en çok da Bulgarların yöntemiyle tedaviye ihtiyacı duyan bizleriz belki de… Sevgili doktorlarımıza duyurmak isterim ayrıca…

Dün bayram mı vardı? Önceki yıllarda 19 Mayıs günü bir büyük heyecan, bir büyük bayram olarak tüm yurtta kutlanır, genci-ihtiyarı, kadınıerkeği bir büyük mutluluk halkası oluştururdu. 

Şimdilerde? 
Ortada görünür bir heyecan yok maalesef. Dün de öyle oldu. Sanki olağan, her zamanki, sıradan bir gün… Yerel yönetimler bayrama coşku katacak çalgıcı takımı görevlendirmemiş, sivil toplum örgütleri bu kutsal günü unutmuş, kimi bayrak asmış, kimi hepten unutmuş… Esnafın bir kısmı da öyle… Neden mi? Yerel yönetimler böylesi anlamlı günlere niçin eskiden olduğu gibi sahip çıkmıyor anlamak/öğrenmek istiyorum. Caddelere sadece bayrak asıp bayram olduğunu anımsatmak yeterli mi sizce?. Okullarda bayram sevinci sadece “ bir gün tatil” olma anlayışına indirgenmiş. Eskinin aylar öncesinden gelen “bayram sorumluluğu ve heyecanı” sahipsizlik nedeniyle kaybolup gitmiş. 

Ey demokrasinin kimi yalancı sevdalıları, milletin heyecanını öldürdükten sonra mı “demokrasi ağacı”ndan meyve toplamayı hayal ediyorsunuz?

Birilerince heyecanını yitirmiş bir millet olmamız mı isteniyor? Bayramların milletlerin birleştirici ortak değerleri olduğunu unutmak ne acı…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.