15/16 Temmuz 2016 gecesi...

Demokrasimiz adına yaşanılmaması gereken talihsiz bir gece... Kim derdi ki, milletin benliğinden doğan Ordu darbe girişiminde bulunur diye?..

Ne yazık ki bunu da yaşadık/gördük.

Çok acı... Çok üzücü...

Ama gerçek...

Suratımıza inen bir tokat...

Demokrasimiz çağdaşlaşma sınavında çok önemli bir yara daha aldı böylece...

Oysa, “kol kırılır yen içinde kalır” geleneğinin yerleşik demokrasi anlayışını kıran/aşan bir tutumla karşı-karşıya kalmanın üzüntüsüydü, çirkin tablosuydu karşılaştığımız manzara...

Demokrasi ve zorbalık...

Asla, yan yana gelmesi bile düşünülemeyen bu iki kavramın çatışması sonucu “demokrasi” cephesinde saf tutan sağduyunun galip gelmesinden her ne kadar kendimize sevinç payı ayırsak da; sonuçta bu son anlamsız kalkışmanın gerçekleşmiş olmasını görmek ülkemiz adına üzücü bir durum olduğunu bilmemiz gerekir.

Her kalkışımın/darbenin kendisi açısından gerekçeleri olabilir ve vardır da...

Ancak, bunca darbe deneyimi olan bir demokraside yeniden aynı yönteme başvurulmasının hiç bir mantıkla/akılla bağdaşırlığı olamaz.

***

Toplum olarak ne kadar da çok darbeler, darbe girişimleri meğer yaşamışız tarihte...

İlki 14 Mayıs 1950’de DP iktidara geldiği günlerde, Türk demokrasisinin kurucusu, İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü; kendisine başvuran bir grup askerin “Paşam, iktidarı devredecek misiniz? Emrediniz gereğini yapalım...” önerisini reddeder:

“- Hayır!.. Olamaz!” deyip emrindeki Ordu’ya ilk demokrasi dersini verir bu bu tutumuyla.

Sonrasında 27 Mayıs 1960 darbesi gelir.

Haklı nedenleri olmasına karşın, Ordu’nun yaptığı darbe zamanla eleştiri oklarının hedef olur.

Ama zaman geçmiş, köprünün altından çok sular akıp gitmiş, o günün koşulları unutulmuş, belleklerde geçmişin izleri flulaşmıştır artık...

Ne desen yeridir!..

Albay Talat Aydemir’in 22 şubat 1962 ve 23 Mayıs 1963 tarihlerindeki iki darbe girişimi İsmet Paşa’nın sağduyulu girişimi ile kırılmış/önlenmiş, Kurmay Albay Aydemir, de girişiminin bedelini idamla ödemişti.

Sonraları...

12 Mart 1971 öncesi ve sonrası hesaplaşması...

Hükümetlerin gel-gitleri...

Sokaklarda ideolojik vuruşmalar...

Gençlik kanının oluk olup aktığı zamanlar...

12 Eylül’ün “- Geliyorum!.. “ deyişi ve hesaplaşma dönemi... “

“- Sağdan bu kadar, soldan da o kadar” kafa yapısıyla ülke yönetme ve de adalet dağıtma!..

***

Ve “e- muhtıra dönemleri”nin yarattığı korku ve ayrışmalar.

Ders çıkarılmayan, ders alınmayan durumlar, duruşlar.

Şimdi bir yenisine üzülerek tanık olduk ne çare...

İnşallah, bu yarayı daha demokratik algılarla sarar...

Ve yarınlar için kendimize olan güven duygumuzu aklımızla/sağduyumuzla pekiştiririz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com