Bu hafta Ankara’nın gündemi ile dünyanın gündemi aynı oldu. Belki de son on beş yılın en kalıcı ve etkileri devam edecek olayı bu hafta yaşandı. Fransa’daki olaylar henüz çok sıcak. Ancak 11 Eylül saldırılarını hatırlatıyor. O gün harekete geçmesi gereken, bakış açısı sertleşmesi gereken Amerika idi. Bugün ise Fransa. Evet, en önemli tespiti yapmakta yarar var: Kısa vadede hedef Fransa. Peki, neden Fransa?

Çünkü Fransa, yakın zamanda Filistin’i devlet olarak tanıyan Avrupa ülkelerinin en büyüğü. Çünkü Fransa, Almanya’nın tersine, ABD İngiltere-İsrail şeytan üçgeninden son zamanlarda uzaklaşıyor. Çünkü Fransa, Avrupa’da yaratılmak istenen İslam düşmanlığı bilincinin yayılmasında isteksiz davranıyor.

Çünkü Fransa, Sarkozy yönetiminden sonra istenilen yolda ilerlemiyor. Çünkü Fransa, çok farklı İslam anlayışlarının yaşandığı ve altı milyon Müslüman’ın yaşadığı bir eylem cenneti… Çünkü Fransa, El Kaide ve IŞİD gibi radikal İslam hareketlerini yeterince ciddiye almadı. Çünkü Fransa, Almanya’nın uzaklaşmasıyla birlikte, Hollande döneminde Türkiye ile üst düzeyde yakınlaşmaya başladı. Çünkü Fransa, dağıtılan İslam devletlerindeki egemenliklerini takip ediyor ve kendisinin de hesaba katılmasını istiyor. Çünkü Fransa, Türkiye ile bir olup Suriye konusuna el attı. Esed’in konumunun tartışılabileceğini dillendirmeye başladı. Dünyada şu anda baskı altına alınan ve şeytan üçgeninin çizdiği rotaya girmekte direnen dört büyük ülke var: Türkiye, Rusya, İran ve şimdi de Fransa. Türkiye’nin istikrarı hedef halinde…

İstikrarın temsili ismi Ak Parti ve lideri Recep Tayyip Erdoğan, aslında Davos çıkışından bu yana hedef tahtasında. Gelen kurşun atıyor giden kurşun atıyor. Rusya petrol politikalarıyla köşeye sıkıştırılmış durumda. İran nükleer enerji bahanesiyle Almanya üzerinden baskı altına alınmış, anlaşmaya zorlanıyor. Fransa’dan ise bu post-modern Haçlı zihniyetine katılması bekleniyor. Bu tür olaylardan sonra ne olur sizce? 

Avrupa’da yaşayan Müslümanlar, eğer tamamen Batılı gibi bir hayat yaşamayacaklarsa oradaki kazanımlarını bırakarak yurtlarına dönmeye zorlanırlar. Bu zorlama karşısında Batı’yı terk etmek zorunda kalan insanlar elbette eskisinden çok daha fazla radikalleşirler. Uzun vadede hedef ise; İslam medeniyetinin kendi özgün yaşam biçimiyle bir seçenek olarak ortaya çıkmaması... Radikalleştirilerek ılımlı olmaya zorlanması. Müslümanların kapitalizmle uyumlu bir deli gömleğine mahkûm edilmesi... Oynanan bu satranç oyununda biraz daha zamana ihtiyacı olan Müslümanlara şah çekiliyor.

Avrupalı Müslümanlar iki seçenekten birine zorlanıyorlar: Ya Avrupa’yı terk edip El Kaide veya IŞİD gibi radikal gruplara katılacak ve orada zaman içinde ölecekler ya da Batı medeniyetinin temel parametrelerini kabul ederek yaşayacak ve ılımlı bir havada can verecekler. Ya tüketen işçiler olarak ruhunu satacaklar ya da çöle sürülerek bombalanacaklar. Hâlbuki Müslümanların üçüncü bir yol arayışı var: Çoğulcu bir ortamda yaşayarak kendi özgün yaşam biçimlerini geliştirmek ve Batı medeniyetinin o iddialı ama yalnız ve mutsuz bireyine yeni bir seçenek sunabilmek.

İşte Fransa’da yaşanan olaylar bu üçüncü seçeneğin Müslümanlara verilmemesi sonucunu doğurabilir. Bunu kim yapmış olabilir diye soranlara şunu sormak istiyorum: Müslümanlara zaman verip kimlikli bir medeniyet oluşturabilmelerini kim istemez? İslam medeniyetinin bu üçüncü yol arayışının en büyük temsilcisi Türkiye’dir. Bu yüzden ılımlı İslam ve dinler arası diyalog safsatası bu ülkede yeşertilmeye çalışılmıştır. Bu yüzden hedef Türkiye’dir.

Kısacası 11 Eylül’den sonra ikinci aşamaya geçiliyor. Birinci aşama radikal eğilimleri üretmekti. İkinci aşama bu hafta başladı, bu eğilimlere karşı Batı blokunu tek vücut haline getirme. Üçüncü aşama ise vaat edilen büyük savaş. Medeniyetler Savaşı. İhale yine Hıristiyanlara kalmış görünüyor.

Üst akıl yine ortalarda yok…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.