Terör saldırıları artan bir hız ve vahşetle devam ediyor. Terör örgütünün yıldırma ve panik yaratma görevi doğrultusunda kullandığı en etkili metot ise pusu kurup, hain saldırılar gerçekleştirmek.

Güvenlik kuvvetlerimizin karşısında yüz yüze çarpışmanın ağır maliyetinden kaçan terör örgütü bugün kaçak dövüşerek aldığı ihaleyi yerine getirmeye çalışıyor.

Evet, büyük bir ihale söz konusu... 32 yıllık PKK hain çetesinin tarihi, Türkiye’nin oyalanma, Ortadoğu’da bloke edilme, enerjisini ve kaynaklarını heba etme ihalesinin hikâyesidir.

Kürt halkının temsilcisi olduğunu iddia eden bu yapı ve uzantılarının gerçek manada Kürt halkının dertleri ve istekleri ile hiçbir zaman alakaları olmamıştır. Bu sefil yaratıklar için, doğu ve güneydoğuyu ihmal eden hükümetler en uygun hükümetlerdir. Ankara’da Kürtlerle ilgilenen, Kürtler tarafından sevilen siyasetçiler en nefret edilen liderlerdir. Bütün Türkiye sathında siyaset yapıp, Türkiye’de her kesimde karşılığı olan siyasi liderler, onlar ve onlara ihaleyi veren cenahlar için yok olması gereken, nefret edilmesi gereken liderlerdir. Hangi liderden ne zaman ve ne kadar nefret edileceğine kararı ise onlar değil, onların tasmasını elinde tutanlar verir. Bu nefret talimatını veren çevreler onların yurtdışı sahipleri ve onların İstanbul’daki ortakları ve bayileridir.

Bu nefretten önce Özal nasibini aldı şimdide Erdoğan. Bu iki liderin ve partilerinin ortak özelliği ise, Türkiye’nin bütün coğrafyasında var olmaları, Ankara adına bölgede tek başlarına siyaset yapabilmeleri ve bütün Türkiye topraklarında karşılıklarının olması idi.

Terör örgütünün bir hedefi ve ideali olduğu yolunda anlı şanlı yazar-çizerler ile akademisyenlerin uzun uzun yaptıkları analizlerin, “Kürt hakları nedir, ne kadarı verildi, ne verilmedi, terör örgütü ne olursa faaliyetlerine son verir” diye yapılan hiçbir tartışmanın iler tutar tarafı yoktur. Bu örgüt, Kürtlere ait değildir. Bu örgütün sahibi de yoktur.

Yeryüzünün, varlığını sürdüren, en eski, en tehlikeli, en donanımlı, sadece Türkiye’ye karşı oluşturulan, kullanışlı bir yapılanmadır ve birçok sahibi vardır. Belirli bir fiyatla ve belli bir süre ile sahipleri tarafından görevlendirilir. Aldığı darbeye göre, verdiği tahribata ve dayanıklılığına göre, fiyatı artar veya azalır.

Bu örgütün siyasi gölgesi olarak bilinen HDP’nin ise hiçbir siyasi öngörüsü olmamıştır. Kürtler için ne ister, ne hedefler, o da belli değildir. Türkiye’den ayrılmak mıdır niyetleri, özerklik mi, yoksa bir takım ilave kültürel haklar mıdır? Bu konuda sadece HDP’nin değil PKK’nın da ne istediğini bilen yoktur. Bildikleri tek bir şey vardır; o da sahiplerinin onlara vereceği göreve hazır olmak, istenenleri Kürt gençlerinin kanları pahasına yerine getirmek. Verdikleri kayıpların onlar için hiçbir önemi yoktur. Ama önemli bir kazanımları olmaktadır. Ölen her PKK’lı ile ailesi arasında örgütle daimi bir kan bağı oluşmakta, sınırsız maddi kaynağı olan örgüt, aileyi maaşa bağlayıp, intikamı için ise aileden yeni fertler dağa taşımaktadır. Dolayısı ile hiçbir zaman eleman sıkıntısı yaşamamaktadırlar.

PKK ve HDP’nin hiçbir sebep yokken bu defa aldıkları görev ise biraz daha farklı. Birincisi bu defa hiçte yalnız değiller. HDP için barış güvercini kampanyasını başlatıp, bütün güçleri ile baraj üstünde kalmasını sağlayan Londra, Telaviv bağlantılı, İstanbul yerleşik baronları, bütün güçleriyle, örtülü olarak PKK’nın yanında yer almış durumdalar. FETÖ, bütün bilgi, belge ve güçleriyle bu savaşta devletin karşısında, HDP’nin yani PKK’nın yanında yerini almış durumdadır. FETÖ eş başkanlarından Ekrem Dumanlı, seçim öncesinde Diyarbakır Belediye Başkanı’na verdiği dosya ile terör örgütü içindeki bütün MİT elemanlarının listesini teslim etmiştir. Şu anda güvenlik görevlilerinin bu konuda yaşadığı sıkıntı had safhadadır.

 2013 nevruzunda Abdullah Öcalan’ın ‘Silahlı mücadele bitmiştir’ çağrısı ile geri çekilme hazırlıklarına başlayan örgüt, bu çağrıdan sadece 5 hafta sonra Gezi’yi planlayan ve Türkiye’de Ukrayna ayaklandırmasını başlatan, yurtdışı ve onların yerli hainlerinin Türkiye’yi cehenneme çevirme kararıyla çekilme işlemini durdurmuştur. Gezi olayları Türkiye’nin ilk defa denediği yerli ve milli çözüm sürecinin de dinamiti olmuştur. O ana kadar PKK’nın yarı tanrı muamelesi yaptığı, ezelden ebede ölümsüz önder diye tanımladığı Apo, her geçen gün artan bir şekilde etkisiz bir elemana dönüştürülmüştür. Artık alınan büyük karar gereği, Apo nezle olduğunda bile şehirleri yangın yerine çeviren örgüt için Apo’nun bir önemi kalmamıştır.

Bugün yapılan, Ortadoğu yeniden paylaşılırken, Türkiye’nin PKK ile oyalandırılıp devre dışı bırakılmasıdır. Erdoğan düşmanlığı bu ihalenin olmazsa olmazıdır. Bu konuda oldukça başarılı oldular. Türkiye’yi bütün bölgelerde kucaklayabilen bir lideri, tarihimizde görülmeyen bir kampanya ile nefret objesi haline getirdiler.

Benim cevabını aradığım soru şudur.

PKK’nın nefret ettiği ve savaşı ona karşı açtık dediği Erdoğan, MHP için de aynı nefreti ifade ediyorsa, burada bir yanlışlık olması lazım değil mi?

PKK’nın en tehlikeli düşmanı, Doğan Grubu için, Nişantaşı liboşları için İsrail görevlisi Cemaat için, aynı nefreti ifade edebilir ama MHP’liler için aynı cepheden Erdoğan’a ateş açmak, bir tezat sayılmaz mı?

“Bizim derdimiz Türk Silahlı Kuvvetleri ile değil onlar aradan çekilsin, bizim savaşımız Erdoğan’la” diyen PKK ile “Bundan sonra Erdoğan’ın sarayına yürürüz” diyen Bahçeli’nin durduğu yer garip değil mi?

Bu sorulara cevap vermek çok ama çok zor…

İnşallah aklıselim galip gelir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.