Türk medyasının ‘Özköşk’ lakaplı ünlüsüdür Ertuğrul Özkök… Özal’lı yıllarda Hürriyet’in başına getirilmiş, attığı manşetlerle yıllar yılı hükümetler kurup, hükümetler yıkacak kudrete kavuşmuştur. Gençliğinde moda olduğu için ‘sosyalist’ takıldığını itiraf eden meşhur bir dönektir. Yönettiği gazetenin 3’üncü sayfasına açlıktan ölen çocukların, borç yüzünden intihar eden babaların, çocuğuna süt almak için fuhuş batağına sürüklenen annelerin haberlerini koyduğu günlerde, yediği şişman ıstakozu ve içtiği pahalı Fransız şaraplarını köşesinde ballandıra ballandıra anlatmaktan çekinmeyecek kadar vicdanlı (!) bir adamdır aynı zamanda.

Koyu Fenerbahçelidir. Trabzonspor’un şampiyonluk kupasının çalındığı 2010-2011 sezonunda Türkiye’de şike yapıldığı UEFA tarafından kesinleşmiş olmasına rağmen, şike suçundan tutuklanan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın avukatlığına soyunmuş, hatta Fenerbahçe tarafından UEFA’ya tanık olarak götürülmüş ve Sivas maçında şike yapılmadığına şahit olduğunu (!) anlatmıştır. Şimdilerde Hürriyet’i yönetmiyor, eski kudretinin yarısı bile yok fakat köşe yazarlığına devam ediyor. Bu popülist sosyolog, dünyada ses getiren Salih Dursun olayına elbette kayıtsız kalamazdı!

Zerre kadar hazzetmediğine inandığımız Trabzonspor’a yaptığı, ‘Salih Dursun’un kırmızı kart hareketini tişört yaparsanız ilk giyen ben olacağım’ çağrısı yanıt buldu ve Trabzonspor’un genç yöneticisi Emre Aksoy kendisine tişört gönderdi. Buraya şu notu düşelim. Emre Aksoy’un o tişörtü göndermesi inanıyoruz ki iyi niyetli bir harekettir, hatta nezaket örneğidir. Fakat Ertuğrul Özkök’ün bunu nasıl ve hangi amaçla kullandığına bakınca ‘Keşke Aksoy göndermeseydi de, Özkök TS Club’tan satın alıp şovunu öyle yapsaydı’ dedik. Üzerinde Salih Dursun tişörtü ve elinde kırmızı kartla poz veren Özkök, şunları yazdı: “Bugün giyiyorum ve o formayla kırmızı kart gösteriyorum. Bu formayı hayatım boyunca saklayacağım. Çünkü bu, vatandaş olarak, teröre, yolsuzluklara, baskıya, adaletsizliğe, haksızlığa karşı duygularımızın en sembolik hareketi olsun istiyorum. Bu pısmış, sinmiş, sindirilmiş halimizi üzerinizden atmanıza vesile olsun diyorum. ‘Yeter’ demeyi öğrenelim artık… -Bu kahrolası teröre, alçakça cinayetlere, vahşi katliamlara… - Sınırımızın ötesinde ahlaksız ve acımasız savaşlara… - Adaletsizliğe, haksızlığa, vicdansızlığa… -Mülteci trajedisine, sahillerimize vuran bebek cesetlerine ‘yeter’ diyelim.”

Gördüğünüz gibi Özkök, futboldaki adaletsizliğe ve kirli düzene tek laf etmiyor ve teröre, savaşa, yolsuzluklara, baskıya isyan cambazlığıyla, ideoloji karışımlı sosyal mesajlar veriyor. Elbette teröre, yolsuzluğa, adaletsizliğe, baskıya, katliama, kısacası zulmün her türlüsüne karşıyız.

Lakin bunu dile getirmek için Salih Dursun’un hakeme kırmızı kart gösterdiği fotoğrafın basılı olduğu tişörtü giymeye gerek yok ki!

Zira o fotoğraf, Trabzonspor’a yıllardır sistematik biçimde yapılan haksızlığa isyanı gösteriyor. Futbolu ayakla oynanan bir oyun olmaktan çıkarıp, ‘masa başındaki ayak oyunlarıyla’ alın terinin çalınmasına gösterilen tepkiyi yansıtıyor. O fotoğraf, futboldaki kirli düzenin son bulmasını isteyen bir çığlığın ölümsüzleşmiş halidir.

Peki, sosyolog Ertuğrul Özkök, giydiği tişörtteki o fotoğrafın ruhuna uygun şekilde, futboldaki karanlık yapıya da, şikecilere de, kupa hırsızlarına da kırmızı kart gösterdiğini yazabildi mi? Yazamaz elbette, şikecinin tanığı… Şimdi yapması gereken şudur. Emeğin, alın terinin ve hakkın sembolü olan o tişörtü, günahkâr bedeniyle bir kez daha kirletmeyip iade etmeli.

Çünkü o tişört, züppe vücutlara aksesuar olsun diye değil, ‘Temiz futbol’ diye haykıranlara bayrak olması için üretildi. Kalın sağlıcakla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr