Başkentten yazıyorum…

Terörün başkentinden(!), Ankara’dan…

Onlarca telefona “İyiyim, yaşıyorum” cevabını veren biri olarak yazıyorum.

Evet, ölmedik ama yaşadığımız da söylenemez!

Tesadüfen yaşamanın adı yaşamaksa yaşıyoruz. Her gün belki bir-iki kez yolumuzun düştüğü bir yerde ‘O an’ bulunmadığımız için yaşıyor sayılıyorsak, evet yaşıyoruz…

Birileri diyor ki; “Terörle yaşamaya alışmak zorundayız.”

Peki neden? Neden terörü kader olarak görmek zorundayız? Neden ölmek zorundayız? Neden?

Ölüm Allah’ın emri… Kimsenin ölümden şikayeti yok. Korkusu da yok.

Ama en azından ne için bombalara kurban gittiğimizi bilmek hakkımız değil mi?

Türkiye’nin bir stratejisi var. Ve millet olarak bu stratejinin bedelini ödüyoruz.

Vatan uğruna bedel ödemek bizim kadim alışkanlığımız… Kimsenin bedel ödemekten korktuğu yok. Ama hepimizin, bedelini canımızla ödediğimiz stratejiyi bilmeye hakkımız var.

Ne için ölüyoruz? Amacımız ne?

Amaç PKK’yı bitirmek mi? Kurulan binlerce barikatı kazılan binlerce hendeği yok etmek mi? İl ve ilçe merkezlerindeki PKK mevzilerini yerle bir etmek mi?

Eyvallah… Bunun için ölelim. Ölelim ama “Bu barikatlar kurulurken, bu hendekler kazılırken, il-ilçe merkezlerinde PKK mevzilenirken neredeydiniz?” diye sormaya da hakkımız olsun.

Amaç Kuzey Suriye’de Kürdistan kurulmasını engellemek mi?

Eyvallah… Bunun için de ölelim. Ölelim ama “Bugün canlı bomba olan terörist, dün devletin oluşturduğu koridordan Kobani’ye geçenlerden biri miydi acaba?” diye sormaya da hakkımız olsun.

Ben burada siyaset yapmıyorum. Milletin vicdanını temsil ediyorum, iç sesini dillendiriyorum.

Bu cümleleri ölümün nefesini ensesinde hissetmiş biri olarak yazıyorum…

Devlet stratejisini ortaya koymalı. Amacı ne, ülküsü ne ve bu olaylar neden başımıza geliyor diye kamuoyunu bilgilendirmeli.

Düşük ya da orta yoğunluklu bir savaşın içerisinde olduğumuz söyleniyor. Bu savaşın muhatapları kim, Türkiye bu savaşı hangi amaç için veriyor bunu bilmek zorundayız.

Evet. Uluslararası siyaset çok dinamik bir karaktere sahip. Dengeler her an değişebiliyor. Ve ülkeler de değişen şart ve dengelere uygun yeni taktikler geliştirmek zorunda kalıyor. Ama taktikler kısa ve orta vadede değişse de her ülkenin nihai bir stratejisi vardır. Şartlar ve dengeler değişse de nihai strateji hep aynı olmalıdır.

Türkiye’nin nihai hedefi nedir? Ve bu hedefe ulaşabilecek güç ve imkana sahip midir?

Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin nihai hedefi Kürdistan kurulmasını engellemek midir? Bunun için mi bu bombalara maruz kalıyoruz? Peki ama bu hedefi sağlayabilecek güç ve imkanımız var mı?

Ben diyorum ki, amacımız buysa ve bunu başarabilecek gücümüz varsa ölelim, korkusuzca, mertçe, milletçe ölelim…

Ama orada da Kuzey Irak’taki gibi bir süreç yaşanacak ve sonrasında Salih Müslim Türkiye’ye getirilip Kürdistan Devlet Başkanı diye takdim edilecekse ölmeyelim. Değiştirin stratejinizi ve biz ölmeyelim!

Çünkü yarın “Yanıldık” demek yüzlerce candan bir tekini dahi geri getirmeyecek…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr