27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi gerçekleştiğinde 23 yaşındaydım. Tam gençlik çağım... Her genç gibi benim de heyecanımın tavan yaptığı yıllar.

İstanbul’da görünürde okuyorum ama tüm günüm/gecem Babıali’de, gazetelerde geçiyor. Aklıma geldiğinde de Akademi’ye uğruyorum göstermelik olarak.

Ara-sıra da Fatih’te CHP’nin Faik Ahmet Barutçu Ocağı’na rahmetli Avni Gürsoy, İlyas Cinel ve diğer arkadaşlarla takılıyoruz.

O yıllar, DP tüm yurt sathında, dağda/bayırda “Vatan Cephesi” örgütü kurmuş, yurttaşları buralara kaydediyor, devletin radyosuyla da üye olanların adları uzun listeler halinde okunuyordu.

Bir tarafta “Vatan Cephesi”, diğer yanda “Güç Birliği...”

Bir tür bölünme!..

DP iktidarı, 27 Mayıs 1960 Darbesi sürecine mantıksız/anlamsız gelişmeler yaşayarak geldi.

İktidardaki DP, ekonomik göstergelerin eleştiri konusu olmasının da verdiği tedirginlik/huzursuzlukla, muhalefeti susturmanın yolu olarak kimi yasal(!) önlemlere başvurduğunda Türk demokrasisi büyük yara aldı.

“Yargı erki”nin görevini “Tedbirler Yasası/Tahkikat Komisyonu” kararlarıyla TBMM üstlenince demokrasi rayından çıktı.

Önce polis ile üniversite gençliği çatıştı.

Hükümet olayları ılımlı önlemlerle değil; şiddet kullanarak bastırmaya kalkınca da sosyal yaşam birden durdu.

Üniversiteler, yüksek okullar kapatıldı.

Sıkıyönetim ilan edildi. Sokağa çıkma yasağı geldi ardından...

Üniversiteli gençler zorunlu olarak evlerine, illerine döndüler.

Ama bitmedi ki...

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası nedeniyle muhalefet konuşmadı, gösteri yapması engellendi, yapanlar şiddetle cezalandırıldı.

Kısacası iktidar-muhalefet diyalogu koptu, ülke nereye gidiyor kimse bilmiyordu.

Başbakan (DP Genel Başkanı) rahmetli Menderes, ortamı yumuşatmak adına çeşitli illerde mitingler düzenliyor, ama oralarda da muhalefeti, üniversite çevrelerini karalayan konuşmalar yapıyordu. Yanlış-doğru...

Konumuz değil...

Ama siyasette hırçınlığının değil; sağduyunun, güler yüzün, ılımlı olmanın yaralara merhem olduğunu keşke rahmetli Menderes çekildiği/itildiği o noktada bilseydi, 27 Mayıs Darbesi olur muydu diye hala düşünüyorum.

***

Gelelim bugüne...

15/16 Temmuz Darbe Girişimi’nin 27 Mayıs 1960 Darbe’siyle buluşan/ birleşen hiçbir yanı/yönü yok görünüyor dışarıdan.

Bu son girişimde, bir terör örgütü yıllardır sinsi şekilde sızdığı rrdu ve diğer devlet kademelerindeki mensuplarıyla/ militanlarıyla yönetimi ele geçirip ülkeyi sonu belli olmayan bir maceraya/ mecralara çekip T.C’yi bitirmek istediği ortaya çıkmış bulunuyor.

Cumhurbaşkanı öldürülecek...

TBMM dağıtılacak...

Kendi keyfi terör yönetimini tesis edeceklerdi.

***

Aziz milletimin kalbi temiz... Verilmiş sadakası varmış...

Şanlı Türk ordusu kullanılarak/ alet edilerek, ona can veren aziz Türk milletine yapılacak en büyük ihanet Allah’ın bir lütfü olarak başarılı olamadı.

Bu açıdan şükretmeliyiz.

Türk adaletinin adil kararlarla 15/16 Temmuz darbe girişimcilerinin cezalandırılmasını beklemeliyiz şimdi...

Ayrıca çok sağlıklı düşünüp, oluşan siyasal ortamda demokrasi en iyi şekilde çağdaşlaştırmanın peşine düşmeliyiz.

Siyasette rol alanlar da; “koltuk hastalığı”ndan kendilerini kurtarıp içinde düştükleri “kısır döngü”nün ülkeyi ne durumlara getirdiğini/ düşürdüğünü görmelerini/anlamalarını bekliyoruz.

Ülkemizi ve demokrasimizi her zaman koruma/kollama bilinciyle görev yapan şanlı ordumuza, bu son asıl davranışı için alkışlarımızla şükran/ sevgi/güven duygularımızı yineliyoruz/ sunuyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.