Türkiye kadar heyecanlı bir ülke dünyada pek az bulunur. Bir anda gündemimiz değişir. Yeni bir heyecan dalgası kaplar yüreklerimizi. Tartışırız hararetle. Tansiyonlar yükselir, ta ki başka bir gündem maddesi gelinceye kadar.

Osmanlıca aniden gündemimize giriverdi, hem de olanca hızıyla. Oysa ne kadar sessiz ve sakin başlamıştı Antalya'da başlayan 19. Milli Eğitim Şurası. Gündemin alt sıralarındaydı. Sadece eğitimle ilgili olanlar ilgileniyordu şurayla.

Eğitim Şurası'nda Osmanlıca ile ilgili tebliğ sunulmuş besbelli. Kimse önemsemedi. Ne zaman ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, fikrini beyan etti ve Osmanlıcanın öğretilmesi konusundaki düşüncesini söyledi, kızılca kıyamet koptu. Nur topu gibi yeni bir gündemimiz oluverdi. Ve Osmanlıca gündemimize giriverdi.

Nerden çıkmıştı bu Osmanlıca? Oysa biz Osmanlı ile birlikte Osmanlıcayı da tarihin tozlu sayfalarına bir güzel gömmüştük. Orada sessiz ve sakince uykuya yatmalıydılar. Nerden çıktı bu Osmanlıca tartışması? Bu tartışmaya da herkes bir tarafından dahil oldu. Peki, neydi bu Osmanlıca?

Basit anlatımla Osmanlıca, bizden birkaç nesil önceki dedelerimizin yazdığı ve konuştuğu Türkçe idi hâlbuki… 1950'li yıllar Türkçesi nasıl bugünkü Türkçeden biraz farklıysa; ondan elli yıl öncesi Osmanlı Türkçesi de bugünkünden biraz daha farklı kelimelerle ve harflerle yazılıp konuşuluyordu o kadar.

Kabul etmek gerekir ki Anadolu'ya gelen Türklerin dili oldukça yalın ve zayıf bir Türkçe idi. Göçebeydik. İslam'la tanışıp şehirleşince, iletişim dilimizin gelişmesi de kaçınılmaz olmuştu. Zamanla Türkçemiz çok daha fazla zenginleşti. İmparatorluklar kuruyorduk ve imparatorluk Türkçesi oluşmaya başlamıştı.

Fars topraklarının üzerinde Selçuklu Devletini kurmuştuk. Oradan Farsça beğendiğimiz ve benimsediğimiz kelimeleri aldık, Türkçemize kattık. Eskiden oldukça fazla Farsça kelimemiz vardı. Bugün de farkında değilsek bile birçok kelimemiz Farsçadır.

Arap topraklarının ve İslam toplumunun da imparatorluğu olmuştuk artık. Alfabemizi de Uygurca'dan Arap alfabesine çevirmiştik. Elbette Arapça'dan etkilenmemiz olacaktı. Zaten Kur'an-ı Kerim ve ibadet lisanımız da Arapça idi. Türkler Arapça kelimelerden birçoğunu, severek ve isteyerek benimsediler.

Yeni kültürlerle, yeni toplumlarla tanışmak; yeni kelimelerle buluşmak demekti ve öyle de oluyordu. Osmanlıca, Türkçenin Arap harflerle yazılıp okunmasıydı diyebiliriz.

Bugün kullandığımız Latin alfabesine nasıl ki "ç,ü,ö,ı,ğ" gibi harfler ilave etmişsek, Osmanlıca yazarken bazı Türkçeye özgün harfler;"p,ç,j" gibi üç noktalı Arap harfleri eklenmiştir.

Nihayetinde Osmanlıca, aynı zamanda bir alfabedir. Nasıl ki Orhun alfabesi ile Uygur alfabesi Orta Asya'daki atalarımızın İslam öncesi kullandığımız Türk alfabesi ise, Selçuklu ve Osmanlı Türklerinin lisanlarının hayata geçirdikleri Arap alfabesi de Türkçenin alfabesidir. Hatta bugün Orta Asya Türk halklarının kullandığı Kril alfabesi de orada yaşayan Türklerin lisanlarının alfabesidir. Bizim kullandığımız şimdiki Latin alfabesi de Anadolu Türklerinin alfabesidir artık.

Bugünkü Latin alfabesinin bizimle 90 yıl öncesine kadar ne alakamız vardı? Kril alfabesine, Grek alfabesine, Çin alfabesine ne kadar ilgili isek o kadar ilgimiz vardı.

Ama Latin alfabesi bu gün bizim alfabemiz. Bu alfabeyle Türkçe yazıp Türkçe okuyoruz. Dün de Arap alfabesi ile Türkçe yazıp Türkçe okuyorduk. Peki, tartışma ne? Tartışma başka.

Tartışmanın temeli, aslını inkâr ve reddeden bir kesimin, Osmanlı'ya; Osmanlı'nın her şeyine duyduğu manasız ve mesnetsiz kinlerinin yansıması. Daha önceleri de yazdık. Bırakın bizden başkaları nefret etsin. Zaten edenler ediyor. Haklı da olabilirler. Onların kendilerince sebepleri, kuyruk acıları olabilir. Bunları hepimiz biliyoruz. Peki, bizdekilere ne oluyor?

Atayı, ceddi ret ve inkâr konusunda dünyada bizimkilerin eşi benzeri yoktur. Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan "Osmanlıcayı çocuklarımız öğrensin" dedi ya, birilerine afakanlar bastı.

Okul hayatımız boyunca bizlere Yunan tanrılarını, Periklesleri öğreteceklerine, Osmanlıca yazmayı da öğretselerdi ne olurdu? Dünkü imparatorluğumuzun alfabesi ile okumayı bilsek ne kaybımız olurdu? Ne kadar yazılı bilgi, belge, kitap varsa hepsinden bihaber olduk. Bütün bir milletin hafızası, birikimi sıfırlandı bir anda.

Yeni alfabeye geçtik, tamam geçtik de; eskisi ile bağlarımızı kopartmak zorunda mıydık? Büyük millet ve ülkeleri saymıyorum bile; 5 milyonluk Gürcistan, 2 milyonluk Ermenistan, 10 milyonluk Yunanistan, 7 milyonluk İsrail sadece kendilerinin kullandığı alfabeleri ile hayatlarını idame ettirirken, 1000 yıl emek verdiğimiz, eserler verdiğimiz alfabeyi hadi bıraktık; niçin milletimize unutturduk?

Alakalı alakasız birçok bilgiyi çocuklarımıza öğretirken, haftada sadece 2 saatlik ders verilse ve az çok Osmanlıca okumayı öğretseydik, Avrupalılara ayıp mı etmiş olurduk?

İşin siyasi tartışmasına gelirsek; buradan hemşehrimiz Akif Hamzaçebi'ye küçük bir uyarı yapmak istiyorum. Kullandığı Orta Çağ lafı ağır ve alakasız benzetme olmuştur. Osmanlıca ile Orta Çağ benzetmesi hiçbir kıstasa uymamaktadır.

Orta Çağ karanlığı ile bu milletin, bu toprakların hiçbir alakası yoktur. Orta Çağ karanlığı bizim karanlığımız değildir. Orta Çağ ile bahsedilen karanlık ancak ve sadece Avrupa toplumlarında yaşanmıştır. Bu karanlık çağ onların hikâyesidir. Bizim değil.

Roma'nın çökmesiyle; Avrupa'nın yüz yıllık mezhep savaşları, salgın veba hastalıkları, açlık ve yokluklar, insan etinin kasaplarda satıldığı ve yendiği çağdır, Orta Çağ. Ve onlara aittir. Türkler ve Müslümanlar için o çağlar kuruluş ve diriliş çağlarıdır.

Orta Çağ Selçuklu dönemidir. Orta Çağ muhteşem Osmanlı imparatorluğunun kuruluş ve yayılış dönemidir.

Ve nihayet Orta Çağ; İstanbul'un fethi ile taçlandırıp sonlandırdığımız futuhat çağıdır bizim için.

Konumuza gelirsek; bırakalım çocuklarımız tarihimizi orijinal belgelerden öğrensinler. Bilgi insanoğlunun elindeki en büyük güçtür. Bana kalırsa sadece Osmanlıca ve alfabesini değil, Orhun ve Uygur alfabesini de çocuklarımıza öğretelim derim. Hatta şu anda dünyada Türklerin en çok kullandığı ikinci alfabe olan Kril alfabesini de öğretsek ne kaybederiz?

Osmanlıcayı yeniden öğrenmek bu millete yeni şevk ve heyecan verir. Özgüvenini artırır. Özgüvenli gençler de bizim aydınlık geleceğimizi oluştururlar...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.