iki yıl önce yayınlanan bir köşe yazımı noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum:

“BALYOZ VİCDANLARA İNMESİN…
Balyoz davası kararları uzun yargılama sürecinin ardından açıklandı. E tabi kutuplaşma hastalığı bulunan toplumumuz haliyle anında ikiye bölünüverdi. Kimileri mahkeme kararlarını çok adil, çok yerinde bulurken kimileri gaddarca verilmiş haksız kararlar olduğu kanısında birleşti. Meseleyi duygusal bakış açısıyla yorumlamamız hasebiyle konu hakkında fikir

beyan eden her birimiz bir diğerimizin ‘ötekisi’ olduk yine. Toplumu bu denli alâkadar eden meselelerde her birimiz olaya feraset çerçevesinde yaklaşmalıyız. Slogan niteliğinde söylemlerle toplumsal olaylar yorumlanamaz. Yorumlanmamalı… Gelelim vakıanın özüne… Mahkeme kararları, geniş bir perspektiften değerlendirilmeli. Sonuçların adil olmadığı konusundaki görüşlere de yerinde
olduğu yolundaki görüşlere de kulak tıkanmamalı. Bunca yaşanmışlıkların ardından Silahlı Kuvvetlerin içerisinde ‘darbe zihniyeti taşımanın’ genel bir temayül olmadığı söylemek saçmalıktır. Ülkeyi sadece kendi malları olarak gören darbeci zihniyet çok çektirdi bu ülkeye. Siyasetçileri onlar seçti. Siyaseti, medyayı, iş dünyasını ve hatta bazen evimizin içini bile bizler fark etmeden onlar dizayn etti. Nasıl yaşamamız gerektiği konusunda kırmızı çizgileri onlar çizdi. Değer yargılarımızı onlar şekillendirdi. Kardeşi kardeşe onlar düşman etti. Şehit kanını siyaseti düzenleme aracı olarak hunharca kullanmasını bilen de onlardı bazen. Bu ülkenin başvekilini, halkın büyük bir çoğunluğunun hararetle desteğini kazanmış bir partinin liderini, Ali Adnan Menderes’i, utanmadan, sıkılmadan, hakhukuk dinlemeden, adice, hunharca, pervasızca onlar katletti. Türkiye haklı olarak milletçe bu zihniyetin tavsiyesi için uğraşır durumda. 12 Eylül Referandumu bu mücadelenin demokratik yollardan en üst düzeyde sergilenişiydi. Mücadeleye kimseyi ‘öteki’ olarak görmeden,'intikam duygusu güdenlerin hep karşısında olarak' avazım çıktığı kadar destek verdim.
Desteğim bu ülkenin normalleşmesi, her türlü hukuksuzluğun giderilmesi, tam demokrat normlarla idare edilmesi adınadır.
Balyoz sanıklarının yargılanmasını da bu minvalde değerlendirerek sürece diğer tüm davalarda olduğu gibi tam destek verdim. Lâkin ‘mahkemenin kararları alış şekli’ bu desteği zedeleyecek cinsten. Bu kararların darbeyle mücadeleye ‘bütünüyle’ avantaj azandırmayacağı görüşündeyim. Yargılamanın şekil açısından birçok hukuksuz uygulamayla dolu olduğu söyleminin ayyuka çıktığı bir ortamda darbelerle mücadelenin halk nezdinde kuşkusuz inandırıcılığı zedelenir. Meşruiyeti azalır. Darbelerle mücadeledeki temel amacımız her türlü hukuksuzluğun nihayete ermesi iken yeni birtakım hukuk dışı uygulamaları kabullenmemiz mümkün değildir. Darbeyle mücadele her türlü demokratik yoldan devam etmeli elbet. Darbeyi yapan ve ona teşebbüs eden herkes gereken
en ağır cezayı hukuk çerçevesi içerisinde elbette almalı. Hatta en önemlisi bu mücadele ‘hukuksal’ birtakım düzenleme ile desteklenmeli de. Hukuki esaslara dayanan yargılama ve neticesinde verilen kararlar vicdani olarak da ziyadesiyle kabul görür.
Darbelerle mücadele konusunda darbelerle mücadele edenlere tam destek verenlerin bile vicdani açıdan tamamı ile rahat
olamadığı bir yargılama net olarak darbecilerin ve destekçilerinin intikam duygularını körükleyeceği gibi devam eden birçok davanın
inandırıcılığına gölge düşürecektir. Davayı yürüten hakimlerin, savcıların ben yaptım oldu tarzındaki ‘şekil itibari ile’
hayal edilen hukuk anlayışından çok uzakta tutumları darbeler, darbeciler ve onların dikte ettiği sistemle mücadeleyi intikam
duygularıyla değil de ülkenin demokratikleşmesi, sistemin vesayetten kurtulması ve öteki anlayışının geçerliliğini yitirmesi adına
benimsemiş hiçbir kişi edemez, etmeyecektir de… Fakat eski vesayetçi sistemin topyekün ilgası konusunda mücadele edenlerin şekilsel açıdan ‘görüş ayrılığı’ içerisinde olduğu kanısından yola çıkarak Balyoz Davası kararlarına ilişkin Yargıtay sürecinin vicdanları rahatlatacağı yönündeki ümidimi koruyorum. Süreç vicdanları rahatlatmalı ki ‘Yeni Türkiye’ ideali hayal olarak almasın…”

***

İki sene evvel bu satırları haksız ve hukuksuz yargılamalara karşı çıkmak amacıyla kaleme almıştım. Darbelerle mücadelenin bu tür vicdani olmayan yargılama usulleri ile zarar görebileceği endişesini dile getirmiştim. Şüphe yok ki serzenişim o hukuksuzlukları gözünü kırpmadan ortaya koyan ‘paralel yapı’ya idi. Hukuksuz ve vicdansız yargılama usulü ile darbelerle mücadele meşruiyetini ortadan kaldırmayın diye uyardığım ‘paralel yapı’ idi. O zaman balyozu vicdanlara acımasızca indiren o paralel yapı bugün kendi yargılanma usulünü hukuksuz buluyor. ‘Hukuksuz ve vicdansız bir cadı avı sürecinden geçiyoruz’ diyorlar.
Avazım çıktığı kadar İLAHİ ADALET diye haykırasım geliyor… Ama bize düşen elbette dün savunduğumuz insani değerleri bugün de savunmak. O yüzden bugün ‘Paralel İhanet Çetesi’ne karşı yürütülen operasyon ve yargılama sürecine ilişkin de ortaya herhangi bir hukuksuzluk çıkarsa biz bu köşeden bunu dillendireceğiz. Haksızlığın, hukuksuzluğun, vicdansızlığın dün olduğu gibi bugün

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.