Siyasetçinin oy toplama konusundaki doyumsuzluğuna kötü örnek bir seçim yaşadık 7 Haziran 2015 Pazar günü. Kimi adayların “Bu köy benim doğduğum köy, burada ‘tulum çıkarmazsak…’ prestijimsarsılır” söylemiyle baskısı kurup oy topladığına ilişkin kötü örnekleri var önümüzde. Ne yazık ki, siyaseti sırf kendi çıkarları çerçevesine hapsedip tatmin olmayı yeğleyen ham kafalar/beyinler var bu ülkede.

 

Hep kazanmak… İlla da kazanmak… Hak edip kazanmak varken, illa da “Ben… Ben olmalıyım” anlayışının tutsağı olup her şeyde kazanma kaprisine kapılan bir siyasetçinin tercih edilmesi/seçilmesi bu ülke için şansızlık değil de ne? Böyle bir siyasetçiden hizmet beklemek ise nasıl bir ruh hali acaba? Cumhurbaşkanı seçilecek, Anayasa referandumu yapılacak, köye salınan haber: “- Aman, sakın bir tane olsun ‘hayır’çıkmasın, sonra karışmam!” İşte siyasetin geldiği son nokta… Böyle bir gözdağına muhatap olan kim mi? Kimi muhtarlar…
 

Muhtarlar devletin köydeki/mahalledeki temsilcisi değil mi? O zaman siyasetçi bu devlet görevlisine emir verme yetkisini nereden alıyor? Ya da muhtar niçin bu ahmak, haksız istekleri kendisine aktaran siyasetçiye, “Hooop!.. Sen ne diyorsun? Gitsene işine!..” demiyor. Demiyor ya da diyemiyorsa bunun nedeni köyün/mahallenin -bu bölgede- yapılacak yolu olmasının payı var bunda… Bırakalım milletvekili adayının bu düşüncesiz davranışını, seçim döneminde iktidar partisinin belediye başkan adayının muhtarlara çağrı yapıp yemeğe davet etmesinin, kulis yapmasının doğru yanı neresi? Bitmedi… Her şey artık arkada kaldı…
 

Derdimi şimdi açıklayayım: Bu milletvekili seçimi döneminde ama iktidar, ama muhalefet partilerinden görev üstlenen belediye başkanlarının kendi partilerinin adaylarıyla mahalle-mahalle dolaşıp seçmenle buluşması, kulis yapması, oy istemesi neyin ifadesi acaba? Böyle bir yanlış davranışta bulunan bir başkan, bu görüntüsüyle sadece seçildiği partililerin başkanı mı olarak görüyor kendisini yoksa? Hani, nerede; ama oy versin, ama vermesin herkesin belediye başkanı olacağı söyleminde bulunmalar? Böyle bir yanlış davranışta bulunan başkanın nesine güvenecek o yöre insanı?


Demokrat olmak öyle her kişinin harcı değil. Bu, kolay da değil. Rende gibi kendine  yontmak değil, demokratlık… Değil… Değil de, siyasetçinin böyle bir ruhsal yapıyı/düşünceyi benliğinde barındırması, buna ters düşmeyecek davranışı sergilemesi, kısacası; “demokratlık”ta örnek olması gibi bir yükümlülüğü omuzlarında taşıdığını her yerde ve her zaman anımsaması/ bilmesi gerekmez mi?


Nasıl tarif etsem, tanımlasam yine de tam anlatacağım noktaya ulaşamayacağımı biliyorum. Yapılmış tek tanımlama “iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” öğretisinin davranış güzelliğine eğer “erdem zenginliği” de kazandırırsak o zaman “demokrat kişi”nin önünde, emin bir ortamda olduğumuzun huzurunu duyarız, değil mi? Sanıyorum, siyaset yoluyla devlet katında görev alan, ama muhtar, ama başkan, ama milletvekili kimilerinin “demokrat” olmak için düşünce ve davranış bozukluklarını öncelikle düzeltmeleri gerekecek politik ortamın giderilmesi için…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com