Öyle olaylar vardır ki; bir anda her şeyi tersyüz eder, kör gözlerin gerçekleri görmesini sağlar! Görünenin, aslında görünen olmadığını ortaya çıkarır. 15 Temmuz’daki işgal girişimi de böyledir. TBMM Başkanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yapmış bir adam, aslında ‘Ahmak’ olduğunu o gece anladı!

Afrikalı çocuklar ‘Dere boyu kavaklar’ türküsünü söylerken salya sümük ağlamasına rağmen 240 şehit için tek damla gözyaşı döktüğünü görmediğimiz için, gerçekten üzgün olduğuna inanmış gibi yaparak devam edelim.

Or, Kor, Tüm, Tuğgeneraller… Türk ordusunun paşası zannederdik, meğer Fetullah’ın maşası imişler! Albaylar, yarbaylar, binbaşılar, yüzbaşılar, üsteğmenler… Silahlı kuvvetlerimizin subayı değil, FETÖ’nün kobayı çıktılar! Valiler, kaymakamlar, polis müdürleri, profesörler, hakimler, savcılar, memurlar… Alayı şakirtmiş! Anayasa ve kanunların kendilerine verdikleri yetkiyi, abiler ve ablalara devretmişler! Niye?
 

Çünkü mehdi zannettikleri dünün muhterem hoca efendisi, bugünün şeytanı Fetullah Gülen, din-cin diyerek, onları sadık kölelere dönüştürmüş! Beyinlerini resmen ele geçirmiş. Her gün yeni sapıklıklarını öğreniyoruz.

Fetullah’ın kestiği tırnaklarını ve saçlarını saklayanlardan tutun da, ağzını sildiği peçeteyi yiyene kadar ne ararsanız var! Kıble olarak Pensilvanya’yı seçen bu vatan hainlerinin icraatları ortadayken, şimdi bunlardan boşalan devlet kadrolarına başka tarikatların/cemaatlerin mensuplarını doldurma hesapları yapılıyor.

‘Laikler bu darbe girişimini fırsat bilerek, devletin içinden inançlı insanları temizlemek istiyor’ algısı yaratarak, iktidarı kafaya almaya çalışanlar var. Elbette bütün tarikatlar/cemaatler bunlar gibi hain değil. Fakat devlet işleyişinde bu tür oluşumlara yer verilince, kutuplaşma, kadrolaşma kaçınılmaz oluyor.

Haliyle, iktidar bu darbe girişiminden gerçekten ders aldıysa ve özürler samimiyse, yapacağı iş bellidir. Devlet kadrolarında cemaati/tarikatı değil liyakati esas kılmalıdır.

Ne demişti Atatürk: “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”

İlla da bir tarikat referansına ihtiyaç varsa, o medeniyet tarikatı olmalıdır.

Muasır medeniyetler seviyesine ancak böyle ulaşılabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr