Bu soruya en sıhhatli yanıtı vermek için ayrı bir tarife, yazının başında yanıt vermek faydalı olacaktır.

Avrupalılarda ego olarak bilinen, bizde benlik olarak karşılık bulmuştur.

Arapçada ise nefis kelimesi ile sık sık birlikte kullanılan hatta aynı anlama gelen bir tanımı vardır.

İnsanın gereksinimleri bir piramit şeklinde düşünülürse en alt kademeden en üste, yeme içmeden, barınmadan, cinsel arzulardan, insanın kültürel birikimlerine ulaşılıncaya kadar sayılacak tüm arzuların temelinde bu tanım vardır.

İnsanın ben deyip de belirtmek istediği varlık ruhu olmayıp nefsidir.

Bu yüzden nefisten kurtulmanın bin bir türlü yönüne dikkat çekilmiştir.

Bu olay Yunus Emre’de de aynı olmuştur, Mevlana’da da…

Konu beğenilip takdir edilme olunca, beden denilen harp sahasında nuru ilahinin zillet-i dünyeviye galip gelmesi için bütün arzu ve isteklerden soyunmak, riyadan kurtulmak gerekir.

Riya, zannedildiği gibi insanların nazarında itibar sahibi olmak için yapılan ibadet, hayır ve hasenattan ibaret değildir.

Nefsin harp sahası tek bir bedendir.

O sebeple kişi, ıssız bir adada da olsa bir güzel iş yaparsa riyadan uzak değildir.

O kişi bakacak ki; yapılan iyilikte gaye rızayı ilahi midir yoksa kuru bir vicdan borcu ya da sorumluluktan kurtulmak mıdır?

İnsan fark etmeli, alnı secdeden hiç kalkmasa da mizanda göz nimetini bile ödemekten aciz olduğunu…

İşte tam bu yüzden bir defa âcizane, fakirane ve mahcup edilen bir dua nazar-ı ilahide yıllarca secdede kalmaktan kıymetli görülür

İşte kardeşim nefis insanın çoğu zaman ibadetine mani olmaz, Allah’la irtibatına, nur-u ilahiye olan rabıtasına mani olur.

Bu yüzden de riya sadece kulları memnun etmek olmayıp, nefsi de tatmin etmek demektir.

Allah cümlemizi zatına hakiki kul, sevilenine ve sevgilisine hakiki

Ümmet, kendisine ilim nasip ettiği üstatlara hakiki evlat olabilmeyi nasip ve razı olduğu kurallardan eylesin.

Kısacası; “Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş, bir veliye bende olmak cümleden a’la imiş.”

KİMİN NİŞANLISI?
1950’li yıllardı.

Trabzon’da henüz şimdilerin otoyolları ve taşıtları yoktu.

Otobüs yolculukları günlerce sürdüğünden genellikle vapur yolculuğu tercih ediliyordu.

Fadime gurbetten gelecek nişanlısını karşılamak için limana inmişti.

Yanında da eşeğini getirmişti ki; ufak tefek yükleri taşısın.

Fadime’nin nişanlısı vapurun merdivenlerinden görününce, eşek anırmaya başladı.

Sus-mus’ demesine rağmen bir türlü susturamadığı eşeğe sinirlenen Fadime bağırmaya başladı:

Sen ne seviniyorsun yahu! Benim nişanlım mı geldi senin nişanlın mı?”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com