Mizahın kendi içindeki bütünlüğü önce kişisel kimlikle başlar. Nice ustalar vardır ki, kendi yaşam tarzları/inançları uğruna hiçbir saplantıya kapılmadan düz bir çizgide yaşamlarını tamamladılar. Başka bir ifadeyle, yaşam kavgası uğruna kendi inançlarını satmadılar, çizgilerinden kopmadılar, sapmadılar.

   Bu tutum, kendilerine güvenme/inanma, iç güvenme yanında bir vefalılıktı, içinde yaşadığı topluma karşı… Elbette ki, karşı-karşıya gelip farklı görüşleri savunan mizahçılar olmuştur ve olacaktır da… Yaşam inançlarla dolu olarak yaşanır, çünkü…

                                                                           ***

   Yaşam, inançlarla dolu olarak sürdürülür ama zaman-zaman inançlarından dönenlerin, çark edenlerin arkalarında bıraktığı izler de böylelerinin silik kişiliklerinin okunamayan yaşam öyküsü olur.

    Ama sanatçının durumu öyle değil…

    Mizah sanatında yaşamını güzelleştirip anlamlaştıran, şekillendiren nice ustanın yaşamlarına bir bakınız. Nerede ve ne zaman tutarsızlıkla karşılaşırsınız?

    Kendi iç dünyalarıyla barışıktır onlar… Üstlendikleri zorlu mizah görevini başarılı şekilde topluma yansıtmada/sunmada az mı eziyete, ezaya/cefaya katlandılar bir bilseniz… Karşı duruş sergiledikleri onca yaşam olumsuzluklarına; kuşkusuz içinde yaşadıkları toplumun mutluluğu/refahı için katlanmadılar. Onlar bu çabayı bir erdem yakalama kadar, mizah aşkı adına yaşadılar. Arkalarında da övgülerle anılacak bir yaşam öyküsü bırakarak gittiler aramızdan.

    Cemal Nadir Güler, Turhan Selçuk, Semih Balcıoğlu, Nehar Tüblek, Altan Erbulak, Oğuz Aral, Ali Ulvi, Ferruh Doğan, Oğuz Turan, Tekin Aral, Necmi Rıza Ayca, Erdoğan Bozok, Yalçın Çetin, Şadi DinççağMıstık, Eflatun Nuri Erkoç, Güngör Kabakçıoğlu, Bedri Koraman, Burhan Solukçu, Mustafa Uykusuz ve niceleri…

    Bir de Ratip Tahir Burak, Halim Büyükbulut var ki… Kısaca nasıl anlatılır, bilemiyorum.

    Ülkeye demokrasinin gelip yerleşmesi konusunda çizerlerin/karikatüristlerin bir yandan öğreticilik, bir yandan da demokrasi savunuculuğuna soyunduklarını kim inkâr edebilir ki? Ratip Tahir Burak olsun, Halim Büyükbulut olsun demokrasinin yeni-yeni kök salmaya başladı dönemde “kelle koltukta” demokrasi ve insan hakları savunuculuğu için çizip mesaj verdiler. Görev yapıp huzur duydular ama ne yazık ki, bu demokrasi şovalyeliğinin/savunucluğunun bedelini hapishanelerde ödediler. Onlar demokrasimizin yerleşip gelişmesi/olgunlaşması, dahası insanımızın çağdaş demokrasi nimetlerinden yararlanması, insanımızın yüzünün gülmesi uğruna katlandılar mesleklerinin zorluklarına... Ve siyasal iktidarın zorluklarına/zorbalıklarına bu aşkla göğüs gerdiler…

   Ve nice çizer sanatçı da demokrasi ışığının tüm ülkeye daha çok aydınlık saçması uğruna mahkeme kapılarında gün saydı, hapishane kapılarından döndü…

                                                                          ***

   Sanatçı, yaşamın olumsuz anaforlarından kendini korumasını bilen; buna karşın bilgi birikimiyle içinde yaşadığı topluma kendini adayan farklı ve de ayrıcalıklı kişiliktir.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com