Gecenin en ürpertici karanlığına açmışken gözlerimi, duvara yansıyan odun ateşi bir köle manzarası çiziyor zihnime. Satın alınmış bedenlere takılan zincir şırıltıları, musluktan akan herbir damlanın sesi kadar işkencevi yankılar oluşturuyor kulaklarımda. Önüne atılmış kemiği iştahla yerken şükürlerini sunan biri için akıtıyor vicdanım gözyaşlarını. Ne vakit sonra ki bir aynada kendime baktığımı anlıyorum.

Hey, sen! Esaretten örülmüş soyut duvarları algılayabilmen için kaç cümle kurulmalı sarı yapraklara? Kaç beden anlaşılamamanın acizliğine gömmeli varlığını? Her gün kırbaçlanan bir domuz olduğunu fark etmen için kaç yara almalı ruhun? Sahibinin emriyle yattığın secdenin sevabını ulaştıramıyor melekler tanrıya. Kula minnet eylemeyen dedelerinin, mezarlarında bir bir ters döndüğünü göremeyecek kadar ne vakit kör oldun böyle? Sahi, dede demişken, belki de sahibinden daha genç bir kölenin acınası çökmüşlüğünü anımsadım bir an. Ne yazıktır ki avantajları korkularına yem ediyor insan. Taşıması için verilen bavulu yük edinip gururla sırtlanırken anlayamıyor içinin yalnızca kumla doldurulduğunu. Sömürülen duyguları, yitip giden yıllarına karışıyor lakin dönüp bir an bile arkasına bakamıyor. Çünkü yalnızca emredildiği kadar düşünebiliyor. Ne zaman ki bedensel yorgunluğu korkularından ağır geliyor, o zaman indiriyor yükünü ve ölüme terk ediliyor. Tam bu anda bir soru takılıyor beynime usulca. Zincirlerinden arınmış birey; gerçekten yılgınlıktan mı ölüyor, yoksa esarete alışmış bünyeler için özgürlük ölümden mi geçiyor? Ya bunca zaman gösterdiği sabır neyin nesi? Kaçıp kurtulmayı bir an bile aklına getirmezken göze girme çabaları ne kadar insani? Acı çekme ve sabırlı bir bekleyişle, kurtuluşa ulaşma olanağının bulunmadığı bir dünyaya, boynundan değil düşüncelerinden asılıyor insanlık. Somutluktan soyutluğa atlamış düzen içerisinde kırbaç sesleri yerini korkularımıza bırakıyor. Farkında olanlar içinse asıl korku; sahip bildiğimiz kişinin nereye gideceğini, ne yapacağını ve gideceği yerde ne bulacağını bilmiyor olması. Kör olmuş bir sahip biz domuzcuklara muhtaç da kalabilir tabi ama düşünmeye dilsiz kalmış bir sürü için yolu bulmak pek de mümkün değil. Var olduğumuzu kendimize kanıtlamak için kurduğumuz iletişim yoksunu, boş cümlelerden fazlasını gerektirir.

Birden ışık sönüyor, sobanın içindeki odunlar tükenince. Tüm iniltiler sessizliğe dönüşüyor ve sakinlik kaplıyor dört bir yanı. Aynadaki yansımam da gittikçe siliniyor hafızamdan. Müthiş bir ironiyle boynuma geçiriyorum yağladığım urganı. Sonra bir anda vazgeçiyorum özgürlüğümden. Devlet malına zarar vermekten korkarak, nefes alma görevimi yerine getirme kararı alıp, sürümün arasına karışıyorum. Doğduğumda okunmuş olan ezana saygıdan olacak ki bir anda ayaklanıp ruhumun cenaze namazını kılıyorum. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com
Avatar
nikolas 4 ay önce

ben yazı da göremiyorum, yazar da. en güzel yazılar aleyna bayram'ın yazıları.