Onu ilk kez görüyordum. Gerçi kendisi gibi pek çok örnek vardı hepimizin çevresinde. Hiç birini tanımıyordum. Siz de tanımıyorsunuzdur sanırım. Tanısam da değişen bir duygu yaşamazdım, biliyorum.


Aynı dünyada yaşıyor, aynı inancı paylaşıyor, aynı havayı soluyoruz onlarla.  Şimdi aynı suyu, ekmeği, aynı aşı/yemeği de…


Onlar da, biz de insanız çünkü… Sadece, duygu paylaşımında farklı ortamlarda yaşamışlığın ezikliği farkı var aramızda. Her zaman ki gibi içim “cııızzzz” etti onları gördüğümde. Hep böyle olurum bu durumlarda. Üzüntüden doğan bir hal benimkisi… O an yıkılıp yere düşeceğim tutar... Tansiyonum düşer böyle durumlarda üzüntüden. O an zor durdum ayakta.

Tam da “Babalar Günü”nü yaşamış, en çok da minik yüreklerin ölçülemeyecek sevgi halkasının tarifsiz mutlu tutsağı olmuşken karşılaştım onlarla… Babalıktan dedeliğe terfih etmiş, çevresini saran sevgi halkasının giderek arttığı bir günde onların bu durumlarını görmek çok acı geldi benliğime…


İçim yandı… Yüreğime tarifsiz bir acı indi, bıçak saplanmış gibi… Diyeceksiniz, “Kalp krizi mi geçirdiniz…” değil, değil. İnanınız bu, yaşadığım anjiyo öncesi duyduğum kalp sızısından/acısından çok farklı bir duygu hali… O kalabalığın içinden çıkıp bir kenara attım kendimi… Gözlerim yaşardı. Tutmasam kendimi hüngür-hüngür ağlayacağım. Baba çaresiz, belli… Yanına aldığı 4-5 yaşındaki kızı ve daha küçük yaştaki oğlu ile cami avlusunda el açmışlar cemaate… Kız çocuğu küçücük/minik yüreğinden gelen yalvarmayla Arapça dua edip yardım dileniyordu. Öyle bir ses tonu, öyle bir yalvarı/yakarı ki… Olsa dünyaları vereceğim geldi içimden. Baba boynu bükük ve suskun…


Allah hiçbir kimseye böyle durumları yaşatmasın. Amin… “Suriyeli…” diyoruz onlara… Onların da kendilerince yaşadıkları bir dünyaları vardı ülkelerinde. Kendi ihtiyaç deryasında kulaç atıyor, çalışıp/çırpınıp mutluluk peşine koşuyorlardı. Bir gün ne olduysa birden dünyaları değişti/düzenleri yıkıldı.


Birilerinin keyfi için başlatılan bir savaşın ortasında kaldılar birden. “Müslüman müslümanın kardeşidir” inancıyla koşup sığındılar ülkemize. Kapımıza değin gelip açlıklarını gidermek için el açıp dilenmek durumunda kaldılar. Yüce Allah’a şükrediyorum verdiği nimetler için… Bizleri böyle durumlara düşürmediği için…


Cami avlusuna iki yavrusunu getirip küçük kızının dualarıyla dilenen babanın durumu gözümün önünden hiç gitmiyor. Topladıkları sadakalarla camii avlusundan ayrılışlarında küçük kızının yaşadığı sevinci görmeliydiniz.

Ama bu sevincin yarını yoktu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.