O kanlı darbe girişiminin yaşandığı kâbus gecesinden bu yana akıllardan hiç çıkmayan ve net olarak yanıtı bulunamayan bir soru var: “Bu teröristlerin devletin içinde yuvalanmasının sorumlusu kim?”

Gerçek cevabı arıyorsak, akla ilk geleni yaparak, son 15 yıldır bu ülkeyi tek başına yönettiği için tüm bu olup bitenleri mevcut iktidara fatura etmek doğru olmaz. Çünkü o zaman gerçeği ıskalamış oluruz.

Elbette bu iktidarın çok büyük sorumluluğu ve yanlışları var fakat makarayı geri sarıp Fethullahçı Terör Örgütü’nün mazisine baktığımızda, devlete sızma girişiminin 1970’li yılların ikinci yarısında başladığını görüyoruz. Kimlerle ilişki kurmadılar ki?

Merhum liderler Alparslan Türkeş, Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, kendilerini ‘Cemaat’ olarak kamufle etmiş bu çeteye sahip çıkmadı mı? Başbakanlığı döneminde Tansu Çiller, bunlara yol vermedi mi? Hepsi, ‘Alnı secde görenlerden zarar gelmez’ diye düşünmedi mi? Sonrasında Recep Tayyip Erdoğan da aynı şeyi yaptı ve kendi deyimiyle ne istedilerse verdi! Kendilerine en yakın iktidarı bulan bu örgüt, yıllar yılı yetiştirip devletin içine yerleştirdiği militanlarının kritik görevlere atanmasını sağladı ve operasyonel bir güce kavuştu.

İstihbaratı ve yargıyı ele geçirdi, kumpas soruşturmalarla silahlı kuvvetlerde kadro boşalttı, ardından komuta kademesine militanlarını yerleştirerek ordu içinde de etkinlik sağladı.

İşte tam bu noktada muhalefet ve iktidar arasındaki güvensizlik nedeniyle çok hem de çok önemli bir zaafa düşüldü.

Şöyle ki; Fethullahçı yapılanmanın devleti ele geçirmeye çalıştığını ve büyük bir tehdit unsuru olduğunu haykıran muhalefete iktidar inanmadı. Bu yöndeki hiçbir uyarıya kulak verilmedi, tam aksine ‘Alnı secde görenden zarar gelmez’ anlayışında ısrar edildi! Sonra tablo tersine döndü.

Bu kez iktidar, Fethullahçı yapının devleti ele geçirmeye çalıştığını ve bunların terör örgütü olduğunu haykırmaya başladı ancak bu kez de muhalefet inanmadı! İktidar, o güne kadar ‘Hizmet Hareketi’ ya da yaygın ismiyle ‘Cemaat’ olarak bilinen bu yapıyı ‘Paralel Devlet Yapılanması- Silahlı terör örgütü’ ilan etti lakin muhalefet partileri de, toplumun önemli bir çoğunluğu da bunu inandırıcı bulmadı!

Hatta iş öylesine sulandırıldı ki; ‘Bunu da paralel mi yaptı?’ sorusu, geyik muhabbetlerin en favori sorusu oldu. Velhasıl birbirimize inanmamanın ağır sonucunu, o karanlık gecede millet olarak çok acı bir şekilde gördük.

Şimdi ‘Keşke’ demenin, başkalarını suçlamanın hiçbir önemi yok. Herkesin, hepimizin şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım…

Umarım siyaset adamları, bu kanlı darbe girişiminden gerekli dersleri çıkarıp, milletin meydanlarda oluşturduğu birliği, siyaset kurumunda da etkin kılarlar.

O kara geceyi tekrar tekrar düşünüp, sorumluluklarının da gereği olarak karşı tarafı samimiyetle dinlemenin önemini anlarlar. Bu vatan hepimizin…

Muhalif seslere de kulak verilen, hukukun tam manasıyla egemen olduğu, demokratik ve özgürlükçü bir ülkeyi bu aziz millet hak ediyor.

Hem de fazlasıyla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com