Güneydoğu Bölgesi’ndeki isyanlar geçtiğimiz yüzyılın başlarında vaka-i adiyeden idi. Bölgede yeniçağın en büyük ihtiyacı ve savaşların sebebi olan petrol bulunmuştu. Dolayısıyla, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması gerekiyordu. Yüzyıllardır Osmanlı yönetiminde olan Araplar, Batı ülkeleri arasındaki paylaşım gücüne ve planına göre tanzim edilip devletler sahnesine sürüldü. Araplar, devlet yönetme kabiliyetini unutmuşlardı. Ülkemizi savaşta yenenler, onları 24 parçaya ayırıp, ayrı ayrı Baas tipi diktatörlükler veya sırtını batılı ağalarına dayamış Krallık olarak dizayn ettiler. Kürtlere bu hengamede, devlet olma izni çıkmadı. Büyük çoğunluğu da yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’yle yaşama ve var olma tercihini yapmıştı.

Zaten Çanakkale ve Kut-ul Amare savaşlarında da Osmanlı’nın yanındaydılar. Ama onların arasından hain bulmak da zor olmadı. Aralarından bulup organize ettikleri Kürtlere de isyan görevi verilmişti. Ne için isyan, tabii ki oyalama isyanı. Verilen görevin gayesi ve hedefi gayet açıktı. Görev; Osmanlı Devleti’ni ve sonradan kutulan Türkiye Cumhuriyeti’ni mümkün olduğunca oyalamaktı. Bu görev için elverişli tipleri tarih boyunca her zaman bulabilmişlerdir. Aynı görev emrini, yine elverişli, kullanışlı hainler bularak 40 yıl önce yeniden verdiler. Bu yeni oyalama görevi, Türkiye’nin yüzlerce milyar dolarlık kaynağının heba, binlerce evladının da şehit edilmesine yol açtı. Onları, başkentlerinde sarıp sarmaladılar. Besleyip büyüttüler. Onlar besleyip büyütmekten yorulmadılar, biz de yok edip gömmekten yorulmadık. Ama sonunda gına geldi.

“Gelin hele, ne istiyorsunuz, aynı ülkenin çocuklarıyız. Her şeyi konuşalım” dedik. Aynı masada oturup konuşmaya başladık. Görüşmeler süresince, iki yıl boyunca bölgeye ve ülkeye huzur geldi. Bölge halkı 40 yıl sonra gelen huzurun keyfini çıkarıyordu ki, yeni nesil hainler ile ihtiyar Kandil kaşarları, yeni görev emri almış oldular. İsyan; yeniden isyan! Görevi kimin, niye verdiği artık önemli değildir. Ortadoğu yüzyıl sonra yeniden şekillendirilirken, Türkiye’nin oyalanması istenmiştir. Hainler için önemli olan görev emridir. Gerisi teferruattır. Bu isyanın zamanlaması, haksızlığı, gereksizliği, halk tarafından kabul görmeyişi hiç önemli değildir. Filmin sonunda herkes hak ettiğine kavuşacaktır. Kürt’ün camisine, okuluna, hanesine ve namusuna musallat olanların cehennemi yakındır. Bu isyanın içerisine HDP’nin kurucu ortağı olan, her çeşit bölücü, Marksist sol ve bilumum terörist eklemlemeler de yerlerini aldılar. Bizim tarihimizde sadece kahramanlar değil, aynı zamanda hainler de resmi geçit yaparlar.

Topraklarımızın altı sadece şüheda vatan evlatlarını değil, vatan hainlerini de barındırır. Kutsal Anadolu toprakları şehidini bağrına basarken, hainlerini de gübreye dönüştürür. Herkes tercihini yaparken özgürdür. Hain olmak isteyen hain olacak. Ve kimin adına savaşıyorlarsa, bundan sonra ancak onların yanında yaşama hakkı ve vatan bulacaklardır. ‘Biz barış güverciniyiz’ yalanlarını, sazlarıyla başka diyarlarda seslendirecekler. Aldıkları görev emri gereğince bu topraklarda isyan ısrarında bulunanlar, Kürt gençlerine yaşamayı değil sadece ölmeyi reva görenler, o gençlerin kanlarında boğulacaklardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.