Reçeli sulandırırsanız şurup olur. Eskiden bugünün kola türleri yokken, çeşit-çeşit reçeller yapılır, bunlar yaz mevsiminde kıvamında sulandırılıp şuruplar yapılırdı. Tarçınlı olanı da vardı, naneli olanı da... Portakallısı, limonlusu da... Çocukluğumu yaşadığım kasabada çeşitli şuruplar yapan dondurmacı Mehdi dayı vardı. Şurubun “envai çeşiti”ni yapar, biz çocuklar yamalı topla yaptığımız maçlar sonrası birer bardak içer, hararetimizi giderirdik. Buz gibi soğuk şurup 5 kuruştu.

O zamanlar kola yoktu. Ülkemize bu içecek çok sonraları sanırım 1960’arda geldi. O zamanlar da delikanlılık çağımız... Azıcık susasak, su içeceğimiz gelse hemen kolaya sarılırdık. Oysa, çeşit-çeşit dünya nimeti meyvelerden Mehdi dayının yaptığı besleyici şuruplar var da vardı. Ama illa da kola... Kola onların yanında “solda sıfır” kalırdı. Ekonomi hocamız vardı, Prof. Dr. Nevzat Eser. -sağ ise sağlık/afiyet, ölü ise Rahmet diliyorumbizim kola içtiğimizi söyledikçe, yaramaz çocuklar gibi bize “-Kakalı kola... Kakalı kola...” Deyip içmememizi söylerdi. “Kakalı” deyişinin bir nedeni de paramızın dışarı gidişi nedeniyle idi. Ekonomist ya... Kış gününde soğuk içecekten/meşrubattan söz etmek de nereden çıktı. Her neyse, biz konumuza dönelim. Çorbaya su katılmaz. Katarsanız o zaman yiyebilirseniz ancak siz yersiniz. Yenmez çünkü... Bunu bilenler, özellikle de aşçı ustaları “pişmiş aşa su katılmaz” derler. Doğru da... Sadece bununla yetinsek çok iyi... Bizim bir kötü huyumuz da “her kapıya mandal olmak” isteğimiz... Ya da üstümüze düşmeyen, bizi çok da ilgilendirmeyen konulara “balıklama atlama”mız. Kısacası “Pişmiş aşa su katmak...” hünerimiz...

Başkalarının sözlerini, davranışlarını algılama zaafiyeti yaşamamızın diğer bir nedeni de; “Kuru ırmağında su varmış” pozisyonunu takınıp bilerek “su koyvermiş” olsak bile ahkam kesmeyi, ukalalık yapmayı sevmemiz... Böyle bir durumda/konumda görüşlerimize toz kondurmamamız... “Bildiğim bildik...” durumları...

Son dönemde siyaset piyasasında tedavülü revaçta olan “Ağzı olan konuşuyor” sözü var ya... Her ağzı olan gibi -her yerde ve her zaman konuşmayı değil- ilkin dinlemeyi yeğleyenlerdenim. Öyle hiç düşünmeden -hele de siyaset ise- konulara bodoslamadan dalanlardan hiç hazzetmem. Azıcık dinle kardeşim, n’olur?.. Ekmek bile hamur iken tat almak için ekşi mayaya gereksinim duyuyor.

Şu sıralar “Kafamı dinliyorum...” Deyip bir kenara çekilen çok arkadaşlarım var. Yerden göğe haklılar... Güzel ülkemde gündemi elden kaçırmanın telaşı ile öteye-beriye koşuşturup duruyor, yoruluyoruz. Sonra da kış gününde şifa niyetine ecnebinin soğuk, buz gibi kolasını, (pardon önerisini) sineye çekiyoruz. Hey gidi Rahmetli Mehdi dayım, benim... Yaz mevsiminde gönülleri ferahlatan şurubunu verirdin bize. Kış mevsimde de nefis, içimizi ısıtan “Avlan Salebini”ni...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com