Merhum Nida Tüfekçi’nin Yozgat/Akdağmadeni yöresinden derlediği bir türkümüz var:  “Dersini almış da ediyor ezber / Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler / Bu dert beni iflâh etmez deli eyler / Benim dert çekmeye dermanım mı var?”

      Bu güzel türküyü ülkemizi adım-adım dolaşıp derlemeler yapan rahmetli Nida Tüfekçi’ye borçluyuz. O,  bu çok değerli/anlamlı çalışmaları yapmasaydı halkiyatımız/folklorumuz/müzik dünyamız elbette fakir kalacaktı…

      “Dersini almış da ediyor ezber… ”  Ders alıp bunu ezberlemek öyle sanıldığı gibi kolay bir iş değil. Eğer belleğiniz yorulmamış/genç ise size söyleneni üç aşağı-beş yukarı ezberlersiniz. Bu söylem birkaç kez tekrarlanırsa;  ya da ezberlenecek metin tekrar-tekrar okunursa o konuda hafız olup çıkarsınız. Nitekim kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim de böyle hıfzedilerek ezberlenir, hafız olunur.

                                                                               X   x   x

      Siyaset dünyasında kimin nereden ders aldığını tabii ki bilemem… Çünkü ilgi alanım değil. Siyasete sadece dışarıdan bakıp yorum yaparım. Bu bana, daha sağlıklı kararlar verebilmemde yol gösterici oluyor belki de…

      Farkındasınız, biliyorum.  Siyasette hep “üzüm üzüme baka-baka” örneği yaşana geldi bugüne… Ama demokrasiyi kim öğretti bize?  Siyasetçi değil mi? Peki, bu ülkede siyasetçi hangi dönemlerde  “geçer not” aldı, eylemleriyle/davranışlarıyla/düşünceleriyle?

      Biz demokrasiyi siyasetçinin kendi çıkar görüşleri çerçevesinden öğrendik… Bu böyle olunca da yıllar yılı “gerçek demokrasi” konusunda çırpındık/çırpınıyoruz hala… Oysa siyaset yapanlar, siyaset yapıp ülke yönetimine gelenler/görev üstlenenler eğer demokrasi konusunda samimi olsalardı, bugün bulunduğumuz noktada mı olurduk?

      Demek ki, bu konuda ders veren olmadığı, ders verilmediği için ezberlerimiz de dayanaksız kaldı. İnşaat yaptık, baraka oldu.

                                                                     X   x   x

      1946 yılında yapılan “çok partili seçimde” DP’nin  “Yeter!” diyen bir afişi vardı.  Halkın dilinde de “Demirkırat geldi… Söz hürriyeti var. Yaşasın Demirkırat!” diye söylemler...  “Demirkırat” ,dahası demokrasi, ekmekti, tuzdu, bezdi, undu, şekerdi…  Kısacası “İkinci Büyük Savaşı” yaşamış insanlar için demokrasi mideden geçen bir heyecandı. Daha ötesi, o yokluklarda, sıkıntılı günlerde düşünülmedi. Siyasetçi, demokrasinin insan hakları, adalet, basın özgürlüğü konularından çok seçmen yurttaşlara sigarayı ucuza içeceklerini, kadınların çarşaf giyebileceğini, erkeklerin kıyafetine karışılmayacağını vaat ediyordu. Yani, ortada beyinden çok mide vaatleri yoktu.

      Demokrasinin gelmesiyle beyinleri güzelleştirecek eylemlerden söz edenler yoktu. Yine de yok ya… Onun için de “demokrasimizin gerçek hafızları”nı yetiştiremedik güzel ülkemde…

                                                          X     x    x

      “Dersini almış da ediyor ezber” eylemine baktığımızda ortada gerçek demokrasi dersi vereni göremiyoruz. Birileri de kürsülerden demokrasi adına konuşurken erdemli olmayı unutup çamur atma yarışına girip, siyaset kurumunun güvenirliğini zedeliyor. Karşı tarafı karalamayı hüner sayıyor.

       Bugün demokrasimizi siyasetin çirkef havasından kurtarmak durumundayız. Buna da mutlaka başarmalıyız. Yoksa ehliyetsiz siyasetçinin çirkin demokrasi suflörlüğü böyle devam edip gidemez.

      Güzel ülkemin gerçek demokrasiyi öğretecek siyasetçilere öylesine gereksinimi/ihtiyacı var ki…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com