Bu ülkede siyasetin tadı kalmadı. Manzara ortada… “Arife tarif gerekmez” bir durum… “Çok Partili Dönem” başlangıcından bu güne değin yaşamış bir kişi olarak böyle bir seçim dönemi görmediğimi herkes bilsin istiyorum. Nerede görülmüş ya da yaşanmış böylesine kirli bir siyaset mücadelesi/çekişmesi? Geçmiş seçim dönemlerini madenci feneri yakıp arıyorum inanınız. 

Bakıyorsun, parti genel başkanı çıkıyor kürsüye laçkalaşmış söylemlerle rakiplerine veryansın aşağılama yapıyor, çamura sokup çıkarıyor. Bir yerde, yalnız yakalasa kim bilir neler yapacak! Sanırsınız ki kırk yıllık kan davalılar. Böylesine kin dolu söylemlerle mi bu güzelim ülkede demokrasi kök salıp gelişecek, insanlar mutlu olacaklar öyle mi? 

“-Onu sen külahıma anlat…” Siyasetçilerin birbirlerini en adi şekilde aşağıladığı, yetmiyormuş gibi küfre varan söylemlerle de yerden yere vurduğu bir ülkede demokrasiden ve geleceğinden söz etmek gülünç olmuyor mu acaba? 

Hani demokrasiler erdemle, kültür/sanatla, bilimle vb. yoğrularak kurulan/inşaa edilen bir yönetim şekliydi. Bu doğru da; peki, bizim siyasetçiler bu saydığım güzelliklere aşağılama ve küfürlerle mi katkı veriyorlar? 

Ülkenin geleceğini inşa etmekle görev üstlenen siyasetçinin, peşinde koşacağı “daha çok demokrasi idealine ulaşmak” konusunda yurttaşı yalan söylemlerle kandırıp aldatması düşünebilir mi? Eğer böyle kadrolarla demokrasi idealine ulaşılmak şaşkınlığı varsa ya da yaşanıyorsa o zaman siyasal kadroların samimiyetsizliğinin tedavi edilmesi gerçeği hiç zaman kaybedilmeden kabullenilip çözüme kavuşturulmalı. 

Siyasetçi her şeyden önce ülkede demokrasinin gelişmesi, çağdaş normlara/ boyutlara ulaşması görevini üstlendiğine/ omuzladığına göre; bunu başarma yolunda beyinsel bilgi zenginliğini ülke çıkarları için yaptığı yemin çerçevesi ve vicdani sorumluluklarla kullanmalı. Başka bir ifadeyle ülkeye ve insanına olan hizmet borcunu demokrasi ışığını daha da artırarak ödemenin yollarını ısrarla aramalı. Bunun için bireysel olarak üstlendiği vicdani sorumlulukları başkalarının kişisel çıkarları için feda etmemeli, lekelenmesine/kirlenmesine asla izin vermemeli… 

Kısacası, siyasetçi öncelikle demokrasi öğretmeni ve onun bekçisi olduğunu asla unutmamalı… 

Rahmetli Menderes Başbakan olarak Kıbrıs görüşmeleri için 17 Şubat 1959’da Londra’ya gittiğinde uçak kazası geçirmişti. Kazada milletvekili, bürokrat ve gazetecilerden 13 kişi ölmüş, Menderes ise yaralı olarak kurtulmuştu. 

Tabii ki Allah’ın takdiri… 
Olay sonrasında ne oldu biliyor musunuz? Ülkede daha önce gergin olan siyaset havası birden yumuşamış, Menderes’in kurtuluşu için muhalif-muvafık herkes Allah’a şükretmişti. 
Türkiye’de hemen bir “siyasi bahar havası” esmeye başlamıştı. Menderes yurda döndüğünde muhalefet lideri İnönü geçmiş olsun dileklerinde bulunmuş, yönetimsel anlamda kimi konularda görüş birliktelikleri yaşanır olmuştu. 

Sonrası mı? Onu sormayınız. Muhalefet ekonomi alanındaki kimi sıkıntıları eleştirmeye başlayınca iktidar-muhalefet ilişkileri yeniden gerginleşti ve sonunda koptu. Ekonomik kriz büyüdü, bundan ülke ve insanı zarar gördü. 

Demokrasinin güç kaynağı insanı, beyinsel açıdan demokrat fikirlerle zenginleştirmesi gereken siyasetçi; bu görevini unutur ya da suiistimal ederse o ülkede yönetimsel krizler diğer bunalımların önüne geçer. 

Siyasetçiler herkesten daha çok dürüst ve ahlaklı olmak konumunda bulunuyorlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com