Sevgi sınır/ölçü tanımaz derler. Doğrudur, hangi konuda olursa olsun, yürekten inanan kişiye siz inandığı konuda önüne barajlar kursanız da sonuçta onların her birini aştığını görürsünüz. Bu, sevgi/aşk temelli bir inançtır. İyi beslenir, kirletilmezse bir yaşam boyu sürer. Yaşam sonrasında da siz, hep bu iyilik yönünüz/ hazineniz/güzelliğinizle anılırsınız .


Siz, toplum içinde görünmeyen, ama yaşayan bir anıt kimliği kazanmışsınızdır artık. Toplumsal yaşamın kıyısından/köşesinden tutunmaya çalışan her kişinin verdiği yaşam kavgasında, insanlık formunun “erdem” kalıbını/kozasını kendi çabasıyla örmesi sorumluluğunu/ zorunluluğunu unutanlardır en çok sorun yaratanlar. Kendi iç dünyalarının labirentlerinde kaybolup, başkalarında kusur arayanlar, yaşamlarının “Ağustos Böceği” örneği olduğunu bir anlayabilseler… Bir, kendilerine dönüp aynaya bakabilseler… Anlayacaklar, boşuna nefes tükettiklerini, kendi kozalarını öremediklerini… Sevginin sahtesinin, yalanın koyusunun, mazeretin türlüsünün “geçer akçe” olmadığını…


Böylelerinin yaşamlarında zamanla büyük “yalan ormanları” oluşur. Her biri dallı/budaklı olduğu için çok kolay çıkarlar bu ormanı içinde oluşturanlar “mazeret ağacı”na… Sorunların, ihmallerin, gecikmelerin, söz verip tutmamaların, hatta küçük-büyük suçların bile “mazeret ağacı”na çıkılarak aklanılacağı/af olunulacağını sanır böyleleri…

Niçin mi böyle yalancı kimlikler oluşur toplum içinde?


Siz kendinizi tanımaz, tanımak istemezseniz, yaşamınıza sınırlar çizen toplumsal renk gerçeklerini tercihte “ikili oynama” rolüne  soyunursanız, işte o noktada “yalancının mumu” rolüne soyunmuş olursunuz. Bu iflah olmaz “yalancılık hastalığı”na yakalandığınızın ilk işareti olur sizin için.


Şöyle bir bakınız siyaset tarihimizin sayfalarına… Kocaman bir mezarlık… Ve nice mevta/ölü görürsünüz mezar taşında kimliği/kim olduğu yazmayan. Yazılsa da tanınmayan… Gelip-göçmüşlerdir bu dünyadan. Ne de anlışanlı günleri vardı oysa. Nereye gitseler yere bastırılmazlar, saygı görürler, bir dedikleri iki

edilmesin heyecanı içinde koşuşan insanlar vardı böylelerinin dünyalarında..


Siyaseti karşılıklı çıkar ilişkileri için düşünenlerin kapıldığı yanlış bir rüzgârdır bu son manzara. Sadece kendi çevresini elindeki şemsiyenin altına alıp tüm kapı ve pencereleri başkalarına kapatan bu sevgisiz siyaset anlayışın ülke demokrasisi aşmak, yok etmek durumundadır bugün. Demokratik yaşamda karşı tarafı “Biz-Siz” ayırımına tabi tutar olmaktır bu sistemin ayıbı? Eğer bu yanlışta ısrar eder, karşılıklı sevgi ve hoşgörüyü demokratik yaşamımızda bir iklim gibi yaşayamazsak yazık olacak bunca emeklere ve bu uğrda can veren “demokrasi şehitleri”ne?
 

Demokrasi bahçemize nicedir ekemediğimiz “sevgi” tohumunun yarattığı hastalıkları geçmişte ibret/ders alınacak olaylarla yaşadık. Demokrasiyi öğretme kurumlarından olan partilerin yöneticileri kendilerine oy veren yurttaşlar kadar vermeyenlerin de “vekili” olduğu sorumluluğunu duyup, özümseyip ülke sorunlarına sevgi dolu gönülle sarılmalı, sevgiyle bakmalılar.


Siyasetçiler demokrasi için ayırımcılığı bırakıp “sevgi tohumu” ekmeli önce gönüllere…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.