ANKARA: Geri dönmek anlamına gelen “ricat” sözcüğüyle 1950 yılında tanıştım. O da; 1950 yılında Güney Kore ile Kuzey Kore arasında çıkan savaşta NATO’ya dahil askeri güçlerin kimi zaman başarısız olup geri çekildikleri haberleri gazetelerde “Askerlerimiz ricat ediyor” başlığıyla veriliyordu.

Ricat nedir, merakımla sözlüklere bakmıştım o zaman?

Savaşta askerler, ileri hamle yaptıkları kadar, geri çekilerek de başarı ararlar. Örneğin, sözünü ettiğimiz savaşa Türkiye 4 bin 500 askerle katılmıştı. Tabii ki, -Türkiye henüz NATO’ya girmemişti- NATO’ya dahil ülkelerin askerlerini bir ileri harekat sonrası, yani ricat ederken onları koruma görevi Mehmetçiklerimize verilmişti. Askerlerimiz; bu görevi ifası sırasında NATO güçlerinin hatası sonucu düşmanın “Kunuri Muhasarası”nda/çemberinde kalmış, yiğitçe savaşarak kahramanlığını göstermiş, şehitler vermişti ama NATO’nun da onurunu kurtarmıştı.

Askerlik böyledir işte...

Her zaman onursal bir duruş...

Bitmeyen/tükenmeyen, zaafa uğramayan bir vatan/ ülke ve askerlik sevgisi, aşkı...

Vatanın/ülkenin bölünmez bütünlüğü söz konusu olduğunda hiç düşünmeden canını feda edebilen bir kutsal sorumluluk...

*** 

Keşke yaşamın her alanında bu anlamlı ve güzel sorumluluğu herkes duyabilse...

Kırşehir’de geçen ve insana ruh dinginliği veren saatlerin/günlerin moral gücü ile yine yola düştüm. Kırşehir-Ankara-Bursa yolculuğundayım. Otobüs yolları yutmanın susamışlığıyla kilometreleri bitiriyor. Ben, 22 numaralı koltuğumda çağın iletişim olanaklarıyla yazımı yazıp siz değerli okurlarıma sunmanın sorumluluğunu duyuyorum. Yazım bittiğinde bir tıkla İlkhaber’in Trabzon’daki merkezine, gazetenin mutfağına ulaşacak... Ben de görevimi yapmanın rahatlığını duyacağım.

Benim de sorumluluğum size karşı...

***

Ankara’nın siyaset kokan havası ötedenberidir. Yani, başkent oluşundan beri... Ama, siyaset etiğinin kimi siyasetçilerce törpülenmesi sonucu Ankara’nın bu alandaki temiz havasına kirlilik karıştığından herkes yakınıyor şimdilerde.

Diyebilirim ki, bu kirlilikle siyasetçi kendi kuyusunun derinliğini kazıyor belki de...

Yine diyebilirim ki, bu kirlikten en çok yakınanlardan biriyim. Bu kirlilikte mi?

Onun için ver elini Bursa...

Bursa’da çok sayıda Karadenizli insanımızın yaşadığını biliyorum. Bu durum ülkemiz ekonomisinin gereği olduğu da bir gerçek ayrıca...

İç göçmenlik olayı sonucu ekmek kapısı görülen kentlerden biri olan Bursa; ülkemizde en çok nüfus çeken, işsize ekmek umudu dağıtan ilimiz oldu nicedir.

Trabzonluların “Bize her yer Trabzon” sloganı Bursa’da da yükselmeye başladı dünden itibaren... Geçen yıllarda başarılı uygulamalarla “Ankara’da yaşanan Trabzon Günleri”nin Bursa’ya taşınmış olmanın haklı sevinç ve gururunu yaşıyor Bursa’da oturan Trabzonlular.

Haklılar da...

Böylesine pozitif/olumlu düşünüp açılım yapabilen insanların yurt ve millet sevgisi üzerine örgüledikleri bu etkinliklerin kökünde tarihten gelen “Trabzonluluk ruhu”nun asaletinin yattığını merak edenlere söylemeliyiz artık.

Bunu tevazu gösterip geçiştirmeye hiç gerek yok...

Aksini düşünmek ise; bu asil düşünce ve davranışa karşı saygısızlık olur diye düşünüyorum.

Bir şeyi daha gururla duyuyor, yaşıyor ve hep alkışlıyorum. O da, hemşerilerimin gurbete çıktıkları her yeri “Bize her yer Trabzon” yaparak ülkemin ve ulusumun bütünlüğüne yeni-yeni harçlar koyup beyinlere birliktelik/bütünlük mesajları vermeleridir kuşkusuz.

Siz çok yaşayın TRABZONLULAR... Hemşerilerim benim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com