Sevgili okuyucular başlığa bakarak birçok okuyucumun konuyu yadırgayacağını tahmin ediyorum.

Çapı ve sosyal durumu ne olursa olsun her çatı altında sofra başında her ailede kendine göre tatlı ya da acımtırak sohbetler olmuştur ve bundan sonra da olmaya devam edecektir.

Bu durumda şaşılacak, konu edilecek orijinal bir taraf yoktur elbette.

Haklısınız, hemfikiriz. ‘Benim böyle sudan sebeplerle uğraşacak ne zamanım vardır ne de alışkanlıklarım vardır’ deriz.

O halde!

O halde şu; demokratik yönetimlerde iktidar ve muhalefet münasebetlerinden söz etmek istiyorum.

Bu konu üzerine çok yazı yazılmış ve çok söz söylenmiştir. Ama göğsümüzü gere, gere diye bilir miyiz?

Esefle söylemeliyim ki söyleyemeyiz ki; iktidar ve muhalefetin hırslı politikacıları değil bir sofra başında oturup sohbet etmek, çok defa açıktan açığa birbirine karşı diş bileyip, diş gıcırdatır dururlar.

Bir hava ki teneffüsü bile imkânsız hale gelmişti.

Neticeyi hep biliyoruz.

Şimdi aklımızı başımıza almak için yeni bir fırsat daha elimize geçmiş bulunmaktadır.

Şimdilik diyebiliriz ki partilerde nevzuhur malûm biri hariç!

Hedef ve maksat birdir bu da demokratik idaredir.

Bu idarenin misallerine uygun olarak yürütülmesi için denemelerden geçen kaidelerini de almak zorluğu vardır. Bundan başka çıkar yol yoktur.

Bu kaidelerin başında iktidar ve muhalefet münasebetlerini düzenleyen kararlar gelir.

Ne yazık ki memleket ne iktidarın ne de yalnız muhalefetindir.

Hepimiz bu geminin içindeyiz. Önemli konularda müşterek karar almak kadar tabii bir şey olamaz. Demokratik devlet gemisi ancak bu yolla selâmet limanına ulaşabilir.

Özlenen ve olması gerekli ana prensip budur. Muhalefetle iktidarın her akşam sofra başında bulunamadıkları bir memlekette demokrasiden bahsetmek abestir.

Devlet adamları toparlanmaz, halk uyanmazsa iyi başlayan iş kötü bir diktatörlük ile biter.

Bunun misalleri tarihimizde Gülhane Fermanı’ndan bu zamana kadar iki asra yakın zaman dilimi içerisinde defalarca görülmüştür.

Artık yeter… Gerçekten yeter. Bundan sonra olmasın diyelim…

Mizacımıza ve politik hırslara büyük ölçüde bağlı bulunan lüzumsuz hassasiyet ve sinirlilik halini irademizin frenine basarak demokratik istikamette terbiye etmeye mecburuz.

Demokrasilerin uyulması gerekli olan kaidelerinden birisi de budur.

Bir insan ne zaman asabileşeceğini bilmelidir, bir devlet adamı ise hiçbir zaman asabileşmeyeceğini…

Bunu kafasına iyice yerleştirmelidir. Yakın tarihimizde işleri darbelere getirecek kadar şirazesinden çıkaran tek amil, devlet adamlarımızın bu basit gerçeği anlamamış olmalarında düğümlenmektedir.

İktidar ve muhalefet olarak ne kadar basit meseleleri ne büyük ölçüde onur haline getirdiğimizi açıkça göstermektedir.

İş onura dayanınca asap bozuluyor.

Sinirlilik içinde karşılıklı kırıcı sözler söyleniyor.

Bu atmosfer içerisinde artık politikacıların sofra başında buluşup sohbet etmeleri imkânsız hale geliyor.

İşte o zaman da demokrasi içinde güya demokratik rejim yürütülmek isteniyor. Yürümez, yürümüyor.

Boşuna zaman kaybediyoruz. Akılsızca abesle iştigal ederek kendimizi aldatıp duruyoruz.

İktidar asla maksatlı ve iyi niyetle yapılmış olan muhalefet tahriklerine kapılmamalıdır.

Faydalı buldukları üzerinde düşünmeli boş laftan ileri gitmeyenlere boş vermelidir.

Atatürk’ün dediği gibi;

Doğru bildiği yolda sarsılmadan yürümelidir. Çılgınlık derecesine varan hayale bile kapılmamalıdır.

Artık bundan sonra bu ülkede hiç kimsenin gücü nehirleri ters akıtmaya muktedir olmayacaktır.

İktidar bundan böyle yapılanlara cevap vermek yerine vakit geçirmeden ileri bakmalıdır.

Memleket meselelerinin karşılıklı olarak huzur ve saygı içinde konuşulacağı sofra başı sohbetleri ancak bu hava içinde mümkün olur.

Devamını ve her gün biraz daha mesafe kazanılmasını dilerken, kanaatim odur ki; iktidarın başarısı da büyük ölçüde bu ilişkilerin samimiyetle geliştirilmesine ve devamına bağlı olacaktır.

ATATÜRK SEVGİSİ
Atatürk ünlü güreşçi Kurtdereli’ye ödül olarak 1000 liralık bir İş Bankası çeki verir.

Altını da Kemal Atatürk diye imzalar, zaten çeklerde resmi de vardır.

Pehlivan çeki İş Bankası’na götürür ve kendisine 1000 lira ödenir.

Muazzam bir para…

Ama Kurtdereli beklemeyi sürdürür.

Niye beklediği sorulunca, çeki beklediğini söyler.

“Parayı aldın çek bizde kalacak” denilince şu cevabı verir:

“O zaman alın 1000 liranızı verin çekimi. Onun üzerinde Atatürk’ümün imzası var.”

Ve parayı iade edip Atatürk imzalı çeki sevgiyle cebine yerleştirerek bankadan ayrılır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.