“Solcu” ve “sosyal demokrat” kavramları halk arasında çoğu zaman aynı anlamda kullanılır. Oysa bu iki kavram arasında büyük farklar olduğunu çoğumuz bilmiyoruz. Kendini “solcu” diye tanımlayanla, ben “sosyal demokrat” görüşe sahibim diyen kişi tamamen farklı kulvarlarda yürümelidir. Çünkü ikisi arasında hem düşünsel, hem de ideolojik farklılık vardır. Bir kere “sosyal demokrasi” başlangıçta bir işçi hareketi olarak doğmuşsa da 1. Dünya Savaşı’ndan sonra, önce emperyalizme, ardından da kapitalizme savruldu ve onların savunucusu oldu. Diğer önemli bir konu ise, “sosyal demokrasi”nin Atatürkçülükle bağdaşmadığı gerçeğidir. Atatürk hiçbir zaman kendini sosyal demokrat olarak tanımlamaz. 1918’de kurulan “Sosyal Demokrat Fırka” ABD Devlet Başkanı Wilson’un emperyal çıkarlarını koruyan ilkelere bağlı olduğunu açıklıyordu. Günümüzde sosyal demokrasi için söylenen “emperyalizmin hançeri” tanımı bu tarihsel olguyu bana göre çok güzel açıklıyor. Şunu unutmamak gerekiyor: Atatürk’ün devrimleri, ilkeleri ve cumhuriyetin kurucu değerleri sosyal demokrasi ile örtüşmez. Antiemperyalist (Çağdaş sömürgecilik karşıtı) olan Kemalizm, sömürgeci zihniyetin maşası olan sosyal demokrasi ile nasıl uyuşur? Bence ezilen dünyada sosyal demokratların rolü Batı işbirlikçiliğidir. Avrupa sosyal demokratlarının Türkiye karnesi de çok zayıftır. Hemen hepsi geçmişte ülkemizin parçalanmasına destek vermişlerdir. Sadece Fransız Jean Jöre, Türkiye’nin parçalanmasına karşı çıkmış, o da daha sonra bir meczup tarafından katledilmiştir. Bu tarihsel süreçte Mustafa Kemal’i destekleyen tek liderin Lenin olduğunu da söylememiz gerekiyor. Bugüne dönüp baktığımızda, geçmişte kendisine “sol” diyenlerin bilerek veya bilmeyerek sosyal demokrasi limanına demirlediğini görüyoruz. Oysa geçmişte “ortanın solu” veya “demokratik sol” kavramlarını bayrak yaparak görece başarı kazanıldığını unutmamak gerekir. Batı’da kapitalist sistemin (Neoliberalizm) artık çöküşe geçtiğini görüyoruz. “Tarihin sonu” tezini ortaya atarak kasılan Fukuyama, bugünlerde kara kara düşünmektedir. Avrupa’nın sosyal demokrat partileri oy kaybetmekte, liderleri ise arkalarına bakmadan tarih sahnesinden birer birer silinmektedirler. İnsanı ve onun onurunu sömüren bu vahşi düzen bir sona yaklaşmaktadır. Bu düzen mutlaka çökecektir. O halde sosyal demokrasi treniyle herhangi bir istasyona varmak mümkün değildir. Kapitalizmin anavatanı İngiltere’de bile sol politikalar yavaş yavaş gündeme geliyor, “sağ” ve “sosyal demokrat” anlayışlar ise tarihin çöplüğüne atılıyor. Türkiye’de ise hala daha Kemal Derviş patentli, Dünya Bankası soslu neoliberal politikalardan medet umuluyor. Ne acıdır ki, geçmişinde “sol” etiketi bulunan partiler de hala daha bu ekonomi politikalara övgüler diziyor. Sonuç olarak sevgili okurlar, piyasayı kutsayan, onu bütün insani değerlerin önüne koyan, yoksulları, emekçileri, çalışanları acımasızca ezen bu vahşi sistem ve ona uşaklık eden “sosyal demokrat” anlayış artık tarihin çöplüğüne atılmak üzere. Şimdi ne diyorsunuz? Sol mu, yoksa sosyal demokrasi mi?

çoğumuz bilmiyoruz.

Kendini “solcu” diye tanımlayanla, ben “sosyal demokrat” görüşe sahibim diyen kişi tamamen farklı kulvarlarda yürümelidir. Çünkü ikisi arasında hem düşünsel hem de ideolojik farklılık vardır. Bir kere “sosyal demokrasi” başlangıçta bir işçi hareketi olarak doğmuşsa da Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra önce emperyalizme, ardından da kapitalizme savruldu ve onların savunucusu oldu.

Diğer önemli bir konu ise “sosyal demokrasi”nin Atatürkçülükle bağdaşmadığı gerçeğidir.

Atatürk hiçbir zaman kendini sosyal demokrat olarak tanımlamaz. 1918’de kurulan “Sosyal Demokrat Fırka” ABD Devlet Başkanı Wilson’un emperyal çıkarlarını koruyan ilkelere bağlı olduğunu açıklıyordu. Günümüzde sosyal demokrasi için söylenen” emperyalizmin hançeri” tanımı bu tarihsel olguyu bana göre çok güzel açıklıyor.

Şunu unutmamak gerekiyor: Atatürk’ün devrimleri, ilkeleri ve Cumhuriyetin kurucu değerleri sosyal demokrasi ile örtüşmez. Anti-emperyalist (çağdaş sömürgecilik karşıtı) olan Kemalizm, sömürgeci zihniyetin maşası olan sosyal demokrasi ile nasıl uyuşur? Bence ezilen dünyada sosyal demokratların rolü Batı işbirlikçiliğidir.

Avrupa sosyal demokratlarının Türkiye karnesi de çok zayıftır. Hemen hepsi geçmişte ülkemizin parçalanmasına destek vermişlerdir. Sadece Fransız Jean Jöre Türkiye’nin parçalanmasına karşı çıkmış, o da daha sonra bir meczup tarafından katledilmiştir. Bu tarihsel süreçte Mustafa Kemal’i destekleyen tek liderin Lenin olduğunu da söylememiz gerekiyor.

Bugüne dönüp baktığımızda geçmişte kendisine “sol” diyenlerin bilerek veya bilmeyerek sosyal demokrasi limanına demirlediğini görüyoruz. Oysa geçmişte” ortanın solu” veya “demokratik sol” kavramlarını bayrak yaparak görece başarı kazanıldığını unutmamak gerekir. Batı’da kapitalist sistemin (neoliberalizm) artık çöküşe geçtiğini görüyoruz.

“Tarihin sonu” tezini ortaya atarak kasılan Fukuyama bugünlerde kara kara düşünmektedir. Avrupa’nın sosyal demokrat partileri oy kaybetmekte, liderleri ise arkalarına bakmadan tarih sahnesinden birer birer silinmektedirler. İnsanı ve onun onurunu sömüren bu vahşi düzen bir sona yaklaşmaktadır. Bu düzen mutlaka çökecektir. O halde sosyal demokrasi treniyle herhangi bir istasyona varmak mümkün değildir. Kapitalizmin anavatanı İngiltere’de bile sol politikalar yavaş yavaş gündeme geliyor, “sağ” ve “sosyal demokrat” anlayışlar ise tarihin çöplüğüne atılıyor. Türkiye’de ise hala daha Kemal Derviş patentli, Dünya Bankası soslu neoliberal politikalardan medet umuluyor.

Ne acıdır ki geçmişinde “sol” etiketi bulunan partiler de hala daha bu ekonomi politikalara övgüler diziyor.

Sonuç olarak sevgili okurlar, piyasayı kutsayan, onu bütün insani değerlerin önüne koyan, yoksulları, emekçileri, çalışanları acımasızca ezen bu vahşi sistem ve ona uşaklık eden “sosyal demokrat” anlayış artık tarihin çöplüğüne atılmak üzere. Şimdi ne diyorsunuz?

Sol mu, yoksa sosyal demokrasi mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.