İlklerin yaşandığı, ilginç ve kritik bir dönemden geçiyoruz.

7 Haziran'da genel seçimler yapıldı. Sandık "Koalisyon" dedi ancak bu kurulamadı. Meclis seçim kararı alamadı. Seçim hükümeti seçeneği devreye girdi. Anayasada yer alan bu formül ilk kez işletildi, seçim hükümeti kuruldu. Meclis’teki tüm partilerin üye verebildiği hükümete CHP ve MHP üye vermedi. Meclis’e girmesi 'fecaat' olarak zikredilen HDP'nin 2 bakan ile temsil edildiği bir hükümet oluşturuldu.

Üç aylık bu kısa süreçte ülke, hayali güç bir duruma düştü.

Sandıktan çıkan sonucun gereği yapılmayınca korkulanlar gerçek olmaya başladı. Ekonomide bir süredir çalan alarm zilleri kulakları tırmalamaya başlarken lânet olası terör yeniden hortladı. Bu kısa sürede tam 123 şehit verdik.

Olağanüstü hal ilan edilen bölgeler, günlerce süren sokağa çıkma yasakları, hala etkisiz hale getirilememiş yüzlerce mayın, PKK'nın şehirlerde silah stokladığı gerçeği, döviz kurunun rekor üstüne rekorlar kırması, kredi faizlerin başını alıp gitmesi, piyasaların derin sıkıntılar yaşaması, öngörülemezlik ve yabancı sermayenin kaçma eğilimi vs...

Böyle bir atmosferde yeniden seçime gidiyor Türkiye.

Partiler adaylarını belirledi, stratejilerini oluşturdu.

7 Haziran'a nazaran daha yumuşak bir seçim süreci olacak. Partilerin sertlikten, ötekileştirici ve kutuplaştırıcı dilden uzak durma eğilimde olduklarını duyuyoruz. İhtiyaç budur, doğrusu da…

Merak edilen ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 7 Haziran öncesi gibi meydanlara inip inmeyeceği. Bu soruyu Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Cumhurbaşkanımız halkla buluşmaya devam edecek" diyerek cevapladı. Alınan bilgilere göre de Erdoğan, belirlemiş olduğu toplu açılış takvimi ile seçim döneminde sahada olacak.

Cumhurbaşkanı'nın 7 Haziran öncesi sahaya inmesi kimilerine göre AK Parti'nin oylarının düşmesine sebebiyet verdi, kimilerine göre ise tabanı mobilize etti ve düşen oyları artırdı.

Hangisinin doğru olduğu tartışılır. Ama Erdoğan'ın sahaya inmesi ve o dönem kullandığı dil, 400 vekil çağrıları, aleni şekilde AK Parti için bunu yapması vs. Cumhurbaşkanlığı makamını ne yazık ki siyasallaştırdı. Bunun da ötesinde hedef tahtası haline getirdi. Ayrıca toplumsal gerginlik ve kutuplaşmayı da zirveye ulaştırdı.

Önceki gün Başbakan Ahmet Davutoğlu katıldığı bir canlı yayında, muhalefet partilerine ithafen "Cumhurbaşkanlığı makamının siyasi malzeme yapılması doğru değildir" dedi. Çok doğru. Cumhurbaşkanlığı makamının, Başkomutanlık makamının, Devlet Başkanlığı makamının siyasi malzeme yapılması yanlıştır.

Ama bu konuda Cumhurbaşkanı'nın sorumluluğu en az muhalefet partilerininki kadardır.

Cumhurbaşkanı eğer isterse en azından böyle kaotik bir ortamda hem şahsını hem de temsil ettiği makamı siyasi seçim malzemesi yapmaktan kurtarabilir. Bunun yolu da bu seçim sürecinde bir devlet başkanı gibi davranmasından geçer.

Cumhurbaşkanı'nın AK Parti'nin tek başına iktidar olabilmesi için göstereceği çabanın böyle bir ortamda AK Parti'ye zarar verme olasılığı, katkı sağlama olasılığından yüksek. Ayrıca AK Parti'nin ötesinde Cumhurbaşkanı'nın bu tavrı, ayrışma ve kutuplaşma yaramızın da kangrenleşmesine sebep olabilir.

Ayrışma ve kutuplaşmanın tek sorumlusunun Erdoğan olduğu algısı muhalefetin yönettiği haksız bir algı. Ama kabul edilmeli ki bu algı AK Parti'ye kaybettiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu haksız algıyı tersine çevirebilmek için bu seçimin öznesi olmaktan kaçınmak zorunda.

Cumhurbaşkanı; 7 Haziran öncesi gibi meydanlara iner ve açık şekilde taraf olursa hem bu haksız algıyı kuvvetlendirir, hem de AK Parti'nin olası seçim başarısızlığının da sorumluluğunu üstlenmiş olur.

Her anlamda 'normalleşme' hem Türkiye'nin hem AK Parti'nin kurtuluş reçetesidir.

Normalleşmenin en önemli adımı da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 1 Kasım seçim sürecinde meydanlarda değil Beştepe'de olmasıdır.

Çok değil 1 ay var. Erdoğan bu hamleyi yaparsa muhalefetin önemli bir argümanı çürümüş olur. Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyaset yapanlar boşluğa düşer. Muhalefet buna rağmen Erdoğan'ın şahsını ve makamını siyasal malzeme yapmaya devam ederse millet bunun hesabını da 1 Kasım'da sorar.

Son söz: Bu bir 'endişeli dost' önerisidir...

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.