Demokrasi, siyasal sistemler içerisindeki en öngörülebilir sistemlerden biridir. Sürprizlere fazla yer yoktur. Açık bir sistemdir ve etkileşimi üst düzeydedir. Millet iradesini temsil etmek isteyen birileri ortaya plan, proje, vizyon ve misyonunu koyar. Millet de bu kıstaslara göre iradesini devreder. Geçtiğimiz Ağustos ayında Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Seçimlerden önce Tayyip Erdoğan nasıl bir cumhurbaşkanı olacağına dair sürekli bilgi verdi. “Aktif olacağım” dedi. “Köşke tıkılıp kalmayacağım” dedi. “Anayasanın vermiş olduğu yetkileri sonuna kadar kullanacağım” dedi. “Zaman zaman Bakanlar Kuruluna başkanlık edeceğim” dedi. Anayasada da yer aldığı üzere “tek adam değil en tepedeki adam
olacağım” dedi. 

Ve nihayetinde seçimden %52 oyla çıkarak tarihimizin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı oldu. O günden bugüne Tayyip Erdoğan seçim meydanlarında nasıl bir profil vaat etmişse öyle bir profil çizdi. Modern ve gelişmiş ülkelerin devlet başkanlarına yakışır bir Cumhurbaşkanlığı Sarayına taşınması bunun ilk örneği idi. Sonrasında da hep aktif oldu. Anayasadan aldığı yetkileri sonuna kadar kullandı. Yürütmenin başı olduğu gerçeğiyle hareket etti hep. Ama bunu yaparken de sınırlarını bildi ve yetki çatışması yaşanmasına müsaade etmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan evvelki gün Bakanlar Kuruluna başkanlık etti. ‘İstemezükçüler’ yine hortladı tabi. Çok sürpriz bir şey ile karşılaşılmış gibi gündem oluşturdular.

Halbuki hiç sürpriz bir şey değildi. Seçim meydanlarında bu vizyonu açık açık ortaya koyan Erdoğan, bu vizyon sayesinde yürütmenin başı seçildi. Yani öngörülen ve beklenilen bir durumdu. Ayrıca ilk de değildi bu. Cumhurbaşkanının Bakalar Kuruluna başkanlık etmesi demokrasi tarihimizde örneğine defalarca rastlanılan bir durum. Daha önce 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal yedi kez, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren dört kez, 4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ve 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ikişer kez Bakanlar Kurulunu kendi başkanlığında topladı. Bir mesele daha var… Erdoğan’ın Bakanlar Kurulunu kendi başkanlığında toplaması üzerinden “bunlar başkanlık sistemini getirecekler, amaç bu” diye infial oluşturulmaya çalışılıyor. Hani bir zamanların “laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor” söylemleri gibi…

Bu noktada millet ciddi bir algı operasyonuna maruz bırakılıyor. “Eyvah, başkanlık sistemine doğru gidiliyor” cümleleriyle başkanlık sistemi ÖCÜ gibi gösterilmeye çalışılıyor. Esasen niyet, Erdoğan’ın Bakanlar Kurulunu toplamasına itiraz etmek değil. Olası başkanlıkn sisteminin böyle algı operasyonlarıyla önünü kesmek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bakanlar Kuruluna başkanlık etmesini Başkanlık Sisteminin provası olarak değerlendirmek doğru değildir. Ama Erdoğan’ın gönlünde yatanın Başkanlık sistemi olduğunu biliyoruz. Bunu kendisi de defaatle ifade etti. Parlamenter sistemin yol açtığı siyasal ve ekonomik tıkanıklıklardan her fırsatta bahsetmeye çalışıyorum. Başkanlık sisteminin hem siyasal hem de sosyolojik açıdan bizim için en uygun sistem olduğuna inanıyorum. Mevcut sistemin Türkiye’nin 2023 vizyonu ile örtüşmediği fikrine sahibim. Ama bugün mevcut sistem parlamenter sistemdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, gönlünde ne yatarsa yatsın mevcut sistem ve anayasa çerçevesinde hareket etmek durumundadır ki öyle de yapmaktadır.

Eğer bu ülke başkanlık sistemine geçiş sağlayacaksa bu yine milletin isteği ve onayıyla olacaktır. Doğru ve gerçek demokrasilerde olduğu gibi… Başkanlık sistemini pragmatik saiklerle reddedip henüz böyle bir tartışma yok iken sistemi itibarsızlaştırmaya çalışmak demokrasiye inançsızlığının ve siyaset mühendisliğinin tam adıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.