Bu hafta kafamız biraz daha karıştı. Ülkenin istikrarını tehdit eden küçük çaplı tartışmalar endişelenmemize neden oldu. Cumhurbaşkanı, Hakan Fidan’ın istifasını beklediğimizden daha fazla gündemde tuttu. Bu konu üzerinden başka mesajlar vermenin peşindeydi sanki. Devlet Başkanını canı sıkkın, bazı şeyleri içine atmış ve yüreği kabarmış gördüm. Fidan’ın istifasının paralel yapı ile mücadelede aksamaya neden olabileceğine inanıyordu. Fidan’ın istifasının başka mahfiller tarafından desteklendiğinden, yönlendirildiğinden şüphelenmiş gibi görünüyordu. Bu tür kendisinin görüşü alındıktan sonra Başbakanın görüşünün daha fazla önemsenmesi pek hoşuna gitmemiş gibiydi.

“Tek başıma da kalsam mücadelemden vazgeçmeyeceğim” mealindeki açıklaması en ilginç olanıydı. Devlet Başkanı aslında tek başına olduğu siteminde bulunuyordu. Ne kendi etrafındakiler ne de Başbakan Davutoğlu’nun etrafını çevreleyenler Erdoğan’ın istediği heyecana, bilince ve mücadele azmine sahipti. Herkes kendi ikbalinin hesabını yapıyordu. Kimse lider ellerinden yağdan kıl çeker gibi alındığında dımdızlak ortada kalacağının farkında bile değil. Başkan Erdoğan bu bencillik ve ikbalcilikten rahatsız olduğunu açıkça dile getirmişti. Ak Parti siyasi tarihi aynı zamanda lideri Erdoğan’ın yalnızlaşma tarihidir. 13 yıldır Erdoğan’ın etrafına yağdanlık örülüyor. Koca koca aşılmaz duvarlar inşa ediliyor. Siz arada bir halkla selamlaşmasına bakmayın. Bu yanıltıcıdır. Asıl kendisine yararlı olabilecek fikirlerin makamına ulaşıp ulaşamadığına bakın. Lidere yukarıda her gün güzel bir gelecek tablosu çiziliyor. İnsanlar kendi menfaat planlarını onun geleceği gibi göstererek süslü hayaller oluşturuyor. Sonra lider bir gün bakıyor ki polis kapıya dayanmış ellerine kelepçe vurmak istiyor. Başkan Erdoğan, bu yanıltıcı ve lideri ortalıkta ne olup bitiyordan uzaklaştıran yağdanlığı bir defa yırttı ve ihaneti gördü.

Ancak oyun bitmedi. Şimdilerde yeni bir yalnızlaştırma süreci yaşanıyor. Lideri yalnızlaştırıp korkutmak, endişeye sevk edip hataya zorlamak siyasetin kadim oyunudur. 1500’lü yılların ünlü siyaset bilimcisi Etienne de La Boetie, liderin yalnızlaşmasını şöyle izah eder: “Liderin etrafını saran siyasetçiler, fikir adamları, danışmanlar, iş adamları, bürokratlar bir müddet sonra lider için en iyisinin ne olduğuna karar vermeye başlarlar. Hangi fikirleri liderin duyması gerektiğine, hangi fikirleri ise liderin hiç duymaması gerektiğine bunlar karar vermeye başlarlar. Liderin kimlerle görüşmesi gerektiğine kimlerin ise sarayın kapsından bile sokulmaması gerektiğine bu yağdanlık tayfası karar vermeye başlar. Lider ise etrafında itinayla örülen bu yağdanlığın ağır baskısı altında kalarak nefes bile alamaz. Millet için ve milletin geleceği için çalışan lider, farkında bile olmadan etrafındakilerin geleceğine hizmet etmeye başlar. Onun için ve onun fikirlerinin hayata geçmesi için çalışan memurlar ve siyasetçiler ise saraya yaklaşamaz olurlar.” La Boetie’nin bu teorisine “Kralın Yağdanlık Teorisi” denilebilir.

Erdoğan bu yağdanlığı ve gözlerini kapama oyunlarını her defasında görebilen bir lider. Ancak lider bunu fark edip önlem almaya kalkıştığında, aldığı önlemler demeti başka bir suçlamaya neden olmaktadır. Millet ve milletin geleceği için ayakta kalma direnci bu defa diktatörlük hırsı olarak yansıtılır. Onu yalnızlaştırıp köleleştirmeyi başaramayanlar oyunun ikinci aşamasına geçer ve korku, endişe, vesvese gibi duyguları harekete geçirerek lideri “Yalnız Adam” sendromundan “Tek Adam” hırsına doğru yönlendirir. İşte Recep Tayyip Erdoğan üzerinde oynanan oyunun özeti budur. Bu yüzden yalnızlığını far etmiş olması önemli bir aşamadır. Topluma giden yolda yağdanlıkları bertaraf etmelidir.

Bugün bakıyorum, Merkez Bankası Başkanı’nı kendisi ile birlikte sadece iki bakan eleştirmektedir. Geri kalan herkes paralel yapı üst düzey mensupları gibi düşünmektedir. Üç dönemini tamamlamış siyasetçilerin lidere cephe almaya başlaması ve açıkça tavır geliştirmeleri ne kadar ilham vericidir! Başbakan Davutoğlu büyük bir vefa imtihanından geçmektedir. Üç dönemini tamamlamış, paralel yapı ile her zaman işbirliği içinde olmuş, aslında başka siyasi beklentiler içine girmiş ve kendi geleceklerine odaklanmış siyasetçilerden ve bürokratlardan uzak durmalıdır. Ali Babacan, Mehmet Şimşek, Beşir Atalay, Bülent Arınç ve Cevdet Yılmaz gibi isimler Merkez Bankası Başkanı’nı Erdoğan’ın fikirlerinin aksine savunuyorlar. Davutoğlu ise bu konuda sessiz kalıyor. Hâlbuki Davutoğlu’nun geçmişi ifade eden bu kişilere değil, geleceğe odaklanması gerekiyor.
Siyasette gelecek ümidi olan siyasetçilerin fikirleri dikkate alınmalıdır. Gelecek kaygısı olan siyasetçiler, ümitsizlik aşılar, farklı işbirliklerine girebilir ve hata yapabilirler.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.