Sosyal olayların nedenlerini anlamak ve izah etmek zordur. Bu nedenle sosyal bilimlerde doğa bilimleri gibi kesin yasalar koyamazsınız. İnsan son derece karmaşık ve gizemli bir varlıktır. Onu anlamak, tanımak ve anlatmak da belki dünyanın en ağır işidir. Toplumsal olayların maddi sebepleri olabileceği gibi dini, etnik, milli gibi manevi sebepleri de olabilir. Bizim anlamaya ve izah etmeye çalışacağımız sorun ise ülkemizde özellikle son yıllarda görülen toplumsal çözülme ve çürümenin nedenleri olacaktır.

Geçenlerde bir üniversitemizin yaptığı araştırma son yıllarda suç işleme oranlarının vahim sayılacak boyutta arttığını, özellikle çocuklara ve kadınlara yönelik suçların toplumsal hayatımızı tehdit edecek boyutlara ulaştığını rakamlar vererek ortaya koyuyordu. Belki farkında değiliz ama toplumun içerisine sürüklendiği umutsuzluk bizi “idam cezası”ndan medet umar hale getirmiştir. Toplumun zihin haritasında böyle bir gerçeklik artık önemli bir karşılık bulmakta, çaresizliğin barikatları bununla aşılmaya çalışılmaktadır.

Peki, toplum böyle bir açmaza nasıl sürüklenmiştir? Bunun nedenlerini konuşmakta ve anlamakta yarar vardır diye düşünüyorum. Zira her akşam televizyonlarını açan insanlar ya bir çocuk istismarı ya da bir kadın cinayeti haberiyle sarsılıyorlar. Bu, toplumsal çürümenin hangi boyutlara ulaştığının en açık göstergesidir.

Bana göre çocuklarımızı iyi birer insan olarak yetiştirmede aileye, öğretmenlere ve din adamlarına önemli görevler düşmektedir. Bu üçlü sağlıklı bir toplum oluşmasında hayati öneme sahiptirler. Bir ayağın dengesiz oluşu binayı başımıza yıkar ki bu da felaketlerin en büyüğü olur.

İyi bir toplum inşa edemeyişimizin arkasındaki en büyük neden “model insan” olamama eksikliğimizdir. Model insan özüyle sözü bir, inandığını hayatına koyarak uygulayan, fikirleriyle yaşayan, başka bir deyişle “elinden ve dilinden herkesin emin olduğu” insandır.

Yukarıda sözünü ettiğim ayakların en önemlisi olan öğretmenlerimizin insanımıza model olma noktasında bazı sıkıntıları olmakla birlikte görevlerini en iyi şekilde yerine getirdikleri kanaatindeyim. Öğretmenlerimizin zorluğu kendi çizdikleri dünyanın gerçekliğiyle dışarıdaki dünyanın, yani sokaktaki ve evdeki gerçekliğin birbirine uymamasıdır. Çünkü insanın doğası gördüklerini taklit etmeye uygundur, duyduklarını değil.

Her defasında Müslüman bir ülke olmakla övünürüz. Fakat ortaya konulan suç işleme oranlarına, kadın cinayetlerine, çocuk ve hayvan tecavüzlerine bakıldığında dindarlığımızın sadece kağıt üzerinde ve şekilden ibaret olduğunu utanarak anlarız. Müminlerin manevi istikballeri üzerine bir anne titizliğiyle titremesi gereken imamlarımız Kuran’daki “ahlak” ilkesini her şeyin önüne koymak zorundadırlar. Zira imam Arapça’daki “üm” kökünden gelir ki anlamı da annedir.

Amacımız bu devasa sorunu sadece bu üçlünün üzerine yıkıp rahatlamak değildir. Bu sorunun çözümünde sivil toplumdan akademisyenlere, sanatçıdan aydına kadar her kesime önemli görevler düşmektedir. Konuyu siyasallaştırmadan, topyekün bir seferberlik anlayışıyla konu irdelenmeli gerekenler bir an önce yapılmalıdır. Bu konuda kolektif bir anlayış oluşturmak çok önemlidir. Bir örnekle açıklamakta yarar var: Pasifik Okyanusu’nda bir adada yaşayan maymunların bir tanesi bulduğu bir patatesi yıkayarak yer. Ardından diğer maymunlarda aynı şekilde davranmaya başlar. Sayı 100’e geldiğinde artık bütün maymunlar patatesleri hiç bilmedikleri halde yıkayıp yemeye başlarlar. “Yüzüncü maymun fenomeni” denilen bu olay bize gösteriyor ki, bir kişinin değişmesi bile toplumun değişmesine öncülük edebiliyor.

Bu işin şakaya gelir tarafı yoktur. Toplum sigortalarını atmış, işaret fişeklerini yakmıştır. Çığlıklar her taraftan duyulmaktadır. Bu sese kulak vermek sadece birilerinin değil, herkesin görevidir. İyi insan olmak istiyorsak önce kendimiz olacağız. Ahlakın yaldızlı bir kelime, bir süs olmadığını; aksine “karanlıkta yere tükürmemek” olduğunu çocuklarımıza öğreteceğiz. Bunu sadece söz olarak değil, eylemlerimizle ortaya koyacağız. Yoksa okullarda din derslerinin sayısını artırmakla ahlaklı bireyler yetiştiremezsiniz. Ahlaklı toplum ahlaklı “model insan”la ancak inşa edilebilir. Siyasette, sporda, okulda, sokakta ve camideki ahlaklı insanlar bizi esenliğe kavuşturabilir. Aksini düşünmek bile istemiyorum. Çünkü aynı trendeyiz. Tren konforlu, havalandırması ve rahatlığı mükemmel ama bu tren uçuruma yaklaşıyor üstelik freni de yok...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.