Bana öyle geliyor ki, siyasetçilerimiz “Türk Demokrasi Tarihi”nin sadece işlerine gelen yanlarını/bölümlerini okuyup, ona göre kendilerine yön çiziyorlar. Bu arada demokrasimizin henüz olgunluk çağına ulaşmamış olması, sığlık yaşadığı ise ayrı bir konu...

Ancak, böyle bir durumda olsa bile örnek alınacak harika olaylar varken; hep kötü örnekler öne çıkarılacak diye bir koşul da yok tabii ki...

Hep kötü... Hep kötü örnek...
Hani, kötü örneği bir kez dile dolarsınız. Bir hata/yanlışlıktır, olmuştur. Bunda da, “kötü örneğin/kötü uygulamanın” yanlışlığı anlatılırken, kişilikleri karalamamaya özen/dikkat gösterirsiniz... Ama nerdeee? Kötü olayın/uygulamanın kendisi bir kenara itilir, bir daha olmaması/ yapılmaması için yol gösterilmesi gerekirken; bu önemli nokta unutulur...

Ne mi yapılır?
Her olayın, gündeme gelen her durumun bir kahramanı olur ya; işte o kişi yerden yere vurulur, karalamanın en acısı yapılır. Böylesi ucuz akıllarla da “siyasal rant” sağlama peşine düşülür güya...

Oysa karalanan, gıyabında kendisine sövülen/aşağılanan “siyasal kahraman” çoktaaan bu dünyadan göçmüş, Hakk’ın layık gördüğü yere gitmiştir bir kere... Ama bizim siyasetçi o ölü kişiyi yerden yere vurmayı siyasal hüner bilir kendine... Siyasal rant kapısı böyle aralamıştır bir kere...

Demokrasi tarihimizde öylesi kimlikler vardır ki, her biri birer anıttır, ama ne yazık ki bilen yoktur aramızda...

Geçen gün kitaplığımı düzenlerken 1950’li yıllarda yayımlanan AKİS Dergisi’nin bir başka örneği ADAM Dergisi’nin 24 Nisan 1958 tarihli 10. sayısı “-Bir de bana bak!..” dercesine elimde kaldı.

İyi de oldu... Demokrasi tarihimizin seçkin hatiplerinden Faik Ahmet Barutçu’nun günümüz siyasetçilerine 58 yıl önce TBMM kürsüsünden ders verdiğine bir kez daha tanık oldum.

Trabzonlu ama 1957 seçiminde Ankara’dan milletvekili olan Faik Ahmet Barutçu, o her zamanki öğreti dolu konuşmasının bir bölümü aynen şöyle; “-Totalitarizm, bir rejimin erkekliğine musallat olan bir musibettir. Bu hastalıkla mücadele etmek lazımdır. Çekinmeden, erkek insanlar olarak, erkek bir demokrasi için, adalet muzaffer oluncaya kadar mücadele...”

DP sıralarından: Selami Dinçer, Nusret Kirişçioğlu, Enver Kaya’dan müdahale...

Soldan bir ses: “-Seni yakandan tutup aşağı atmak lazım.” Barutçu: “-Neyi atıyorsun?” Buraya beni millet göndermiştir. İşte bununla mücadele etmek isterim. Bu hastalık tedavi ister, tedavi... En büyük iktisadi yük, himayeye muhtaç olanların sırtındadır. Memlekette siyasi istikrar tanınmadığı gibi, iktisadi istikrar da kurulamamıştır.

Halk edebiyat dinlemez, halkı istatistik rakamlarının mürekkebi doyurmaz. “1949 senesinde de bunlar vardı, gibi hikayeler karın doyurmaz.”

Size bir şey itiraf edeyim mi? İnanınız, rahmetli Barutçu’nun bu demokrasi öğretisi dolu sözlerinden payıma düşen dersi aldım.

Ama önemli olan ne biliyor musunuz? Önemli olan; günümüz siyasetçilerinin, rahmetli Faik Ahmet Barutçu’nun demokrasiye adadığı yaşam öyküsünü okumaları ve kendilerine ders çıkarmaları...

Geçmişteki “demokrasi mücadelesi”ni okuyup bilmediğimiz için hep aynı şeyler/ hataları tekrarlayıp duruyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.