Kişi aslını inkâr etmemeli. Neye inanıyorsa, neyi düşünüyorsa, neyi amaçlıyorsa vb. durumlarda kendini rahatça ifade edebilmeli… “Kavak yaprağı gibi…” rüzgârın esiş yönüne göre durum almamalı. Ne ise o olmalı… Öyle görüntü vermeli… Gerçekçi olmalı.

“Olduğu gibi görünmek” diyorlar buna… Bu, kendine özgüvendir ayrıca.

Kişiler gibi toplumlar da yarınlara olan güvenlerini bir bütünlük içinde yaşarlarsa gelecek için söz edebilirler. İç çekişmelerin egemen olduğu, baş ağrılarının yaşandığı toplumlarda huzur ve güven beklentisi boş bir hayal ya da düş olarak kalır. Önemli olan gerek kişisel, gerekse toplumsal olarak “özgüven duygusu”yla yarınlara bakabilmek, seslenebilmekte.

Kendini rahat tarif edebilen, anlatabilen/ izah edebilen kurumların özgüvenlik alanı zaman içinde genişler, çalışma alanlarında da başarıdan başarıya daha rahat koşarlar.

Tıpkı Trabzonspor gibi…

Başlangıçta aynı ideali/sevdayı paylaşıp birlikte koşan Trabzonlular zaman içinde bu güzelliklerini/özelliklerini unutup rafa kaldırdılar. Trabzon’un spor/futbol dünyasının zenginliğini bilen bu “örnek insanlar/kahramanlar” ilke olarak “kendi yağı ile kavrulma” sevdasıyla yola çıkıp; Türkiye Futbol Tarihi’ne altın harflerle şampiyonluklar yazdırmayı başardılar.

Yönetimin “Trabzonluluk sevdası”nı bayrak yapıp yola çıktığı o günlerde/yıllarda sporcu kadrosunun da “Anzer Balı” gibi saf/ katıksız, öz Trabzonlu olması, aynı duygu ve heyecanı paylaşan futbolcu/leventlerden oluşması konusundaki heyecanı “örnek” oldu gelecek yıllara.

***

Çocukluğumda -Belki sizin de- “Yerli malı Türk’ün malı/Her Türk onu kullanmalı” ilkesi söyleme dönüştüğünde heyecanlanırdım. Yerli malı vardı ama yine de çok pahalı İngiliz kumaşları gelirdi ülkeye. Kimileri bu kumaşı kullanmayı yeğlerdi kendine… Bir tür çalım atma, fiyaka yapma hevesi, görgüsüzlüğü…

“Yerli malı” kullanma alışkanlığı kazanma, yerli sanayin kalkınması uğrunda nelere katlanmadı bizim kuşak/nesil.

***

Trabzonspor’un Türkiye Futbol Ligi’nde rakiplerine “duman attırdığı günlerde/yıllarda “yerli malı” anlayışının zirve yaptığı dönemin başarısı yukarıda sözünü ettiğimiz “özgüven”den kaynaklanan bir armağandır hepimize. Sonraki yıllardaki arayışlar ise “Bat Pazarı’nda modası geçmemiş, ama tornistan edilmiş giysi arar olmanın şaşkınlığını oldu hep. Halâ da bunu yaşamıyor muyuz?

Kendi öz kaynakları/değerleri Anzer balı, Hamsiköy sütlacı, Vakfıkebir ekmeği, Tonya tereyağı, Akçaabat köftesi, Çalköy minzisi, karalahanası, kuymağı, hamsisi, hurması ve daha nicesi… Kahvaltı istersen en renklisi, en zengini, öğle/akşam yemeği dersen en imrenilecek olanı Trabzon mutfağında/sofrasında

Ama gel gör ki, kahvaltı masamızda Hollanda peyniri yeme sevdamız/hevesimiz ve diğer konuların obur iştahlılığı… Demek istediğim, geçmişin/mazinin başarılarının temelindeki “kendinden olma özgüveni”ni unutmuş olmak ve başkalarının sevdalanmalarının peşine takılmak bize ne kazandırdı ki?

Değerli okurum, haksız mıyım, bana söyler misiniz?

-Trabzon Erdoğdu Anadolu Lisesi futbolda Dünya Şampiyonu oldu. Trabzonspor U17 takımı ve Trabzonspor U16 takımı futbulda Türkiye Şampiyonu oldular. Hem de hiç yenilgi almadan. 1461 Trabzon takımı PTT 1. Lige yükselme başarısı gösterdi. Trabzon’un öz kaynaklarından gelen bu başarı için yabancı hangi katkı var? İşte kendi “öz kaynaklarını kullanmanın getirdiği başarı” buna denir.

2014-2015 futbol sezonu bu açıdan gelecek için örnek alınması gereken altın değerinde terlerin akıtılıp başarıya ulaşıldığı bir dönem oldu Trabzon için… Yürekten kutluyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.